Dr. Osman Ata ATAÇ / İŞLETMECİLİK VE DIŞ TİCARET SOHBETLERİ
Dünya gazetesi 1 Haziran 2011 tarihli yayınından alıntıdır.
Bu yazıda geçen yazımda bahsettiğim yönetici ve yönetilen ayırımına değineceğim. Eğer bana "Son yıllarda işletmecilik konusundaki en önemli gelişme nedir?" diye sorarsanız size "Yöneten ile yönetilenin, işletmecilik ile işletmenin ayırımıdır" diye cevap veriririm. Bu ayırımın iyi anlaşılması sizlerin işletmecilik konusundaki düşünce ve uygulamalarınızı kökten değiştirecek önemdedir. Sohbetlerimizin yirmincisi olan bu yazıda işleyeceğimiz işletmecilik ile işletmenin ayırımı kavramı şimdiye kadar tartıştıklarımız arasında en temel olanıdır.
Bu ayırımı anlıyabilmek için şöför ve arabasından başlıyalım. Sürücü ile arabayı ayrı ayrı anlatması kolay. Kime sorsan eğri doğru yapar. Araba denilen araç kaporta, motor, direksiyon aksamı, tekerlek falan filan sıralanır. Çok istiyorsanız yüzlerce parçayı vida vida, somun somun sıralarsınız. Bunlar belli bir işi hep birlikte yapmak için bir araya gelmişlerdir. Her biri bir başka iş yapar. Hiçbiri bir diğerinin işine burnunu sokmaz, ayağına dolaşmaz. Aksi olursa araba hemen sinyal verir. Hepsi üç aşağı beş yukarı standart parçalardır. Tanımları vardır. Ne iş yaptıkları açıktır. Araba insan ve yükü bir yerden bir yere götürmek için tasarlanan bir makinadır. O nedenle iyi çalışan şeylere makina gibi derler. Arabanın hem parçalarını, hem de nasıl çalıştığını anlatabilirsiniz. Hem parça parça tanımlıyabilirsiniz hem de her parçanın işleyişini ayrı ayrı inceleyebilirsiniz. Motor, piston, fren, falan, filan teker teker tanımlarsınız. Her biri araba çalışırken ne iş yapıyor, anlatır irdelersiniz. Biri bozulunca hepsi bozulmaz. Bozulan parçayı çıkarır atar yerine aynısını bulabilirsiniz...
Devamını okumak için lütfen tıklayınız
İş Planlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
İş Planlama etiketine sahip kayıtlar gösteriliyor. Tüm kayıtları göster
Nine Things Successful People Do Differently
Nine Things Successful People Do Differently
Harvard Business Review'den güzel bir blog yazısı. Vakit olunca Türkçeye çevirip burada yayınlarım
Harvard Business Review'den güzel bir blog yazısı. Vakit olunca Türkçeye çevirip burada yayınlarım
PROBLEM vs ÇÖZÜM
Bir arkadaşımın maille paylaştığı bu yazıyı bende sizlerle paylaşmak isterim.
PROBLEMLERE ODAKLANMAK ile ÇÖZÜMLERE ODAKLANMAK arasındaki fark:
Durum 1: NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti (yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu).
Çözüm 1: Bu problemin çözümü NASA'ya ilave 12 milyon dolara mal oldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altında 300 C 'ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.
Çözüm 2: Peki Ruslar ne yaptı...?? Kurşun kalem kullandılar.
Durum 2: Japon yönetim sistemindeki en hatırda kalır çalışmalardan bir tanesi Japonya'daki en büyük kozmetik firmalarından birinde yaşanan boş sabun kutusu problemidir. Müşterilerden birisi firmaya, aldığı sabun kutusunun boş olduğu konusunda şikayette bulunmuştur. Yetkililer hemen, üretilip paketlenen sabun kutularını sevkiyat birimine gönderen hattı izole ettiler. Bu sırada bir şekilde bir sabun kutusunun hattan içi boş şekilde geçtiği tespit edildi. Yönetim, mühendislerine problemi çözmesi için talimat verdi..
Çözüm 1: Mühendisler iki kişi tarafından kullanılan yüksek çözünürlükte bir X-ışını cihazı tasarlamak için ciddi uğraş verdiler. Bu sayede hattan geçen bütün sabun kutuları izlenebilecek ve boş olmadıklarından emin olunacaktı.
Çözüm 2: Küçük bir şirketteki sıradan bir isçi aynı problemle karşılaştığında, X-ışını vb karmaşık şeylerle uğraşmadı, onun yerine farklı bir yol buldu. Güçlü endüstriyel bir elektrikli vantilatör alarak hatta doğru yöneltti. Vantilatörü açtığı anda dolu olan kutular hattan geçerken boş olanlar hattın dışına doğru savruldu.
PROBLEMLERE ODAKLANMAK ile ÇÖZÜMLERE ODAKLANMAK arasındaki fark:
Durum 1: NASA uzaya astronot gönderdiğinde tükenmez kalemlerin yer çekimi olmayan ortamda çalışmadığını fark etti (yerçekimi olmadığı için mürekkep kağıdın üzerine akmıyordu).
Çözüm 1: Bu problemin çözümü NASA'ya ilave 12 milyon dolara mal oldu. Öyle bir tükenmez kalem ürettiler ki bu kalem yerçekimsiz ortamda, yukarı yönde, suyun altında ve sıfırın altında 300 C 'ye kadar olan sıcaklıklarda yazı yazmaya olanak sağlıyordu.
Çözüm 2: Peki Ruslar ne yaptı...?? Kurşun kalem kullandılar.
Durum 2: Japon yönetim sistemindeki en hatırda kalır çalışmalardan bir tanesi Japonya'daki en büyük kozmetik firmalarından birinde yaşanan boş sabun kutusu problemidir. Müşterilerden birisi firmaya, aldığı sabun kutusunun boş olduğu konusunda şikayette bulunmuştur. Yetkililer hemen, üretilip paketlenen sabun kutularını sevkiyat birimine gönderen hattı izole ettiler. Bu sırada bir şekilde bir sabun kutusunun hattan içi boş şekilde geçtiği tespit edildi. Yönetim, mühendislerine problemi çözmesi için talimat verdi..
Çözüm 1: Mühendisler iki kişi tarafından kullanılan yüksek çözünürlükte bir X-ışını cihazı tasarlamak için ciddi uğraş verdiler. Bu sayede hattan geçen bütün sabun kutuları izlenebilecek ve boş olmadıklarından emin olunacaktı.
Çözüm 2: Küçük bir şirketteki sıradan bir isçi aynı problemle karşılaştığında, X-ışını vb karmaşık şeylerle uğraşmadı, onun yerine farklı bir yol buldu. Güçlü endüstriyel bir elektrikli vantilatör alarak hatta doğru yöneltti. Vantilatörü açtığı anda dolu olan kutular hattan geçerken boş olanlar hattın dışına doğru savruldu.
Muhasebecimle nasıl geçinirim?
* Muhasebe için bir nobel ödülü olduğundan haberim yoktu!Muhasebeciniz şirket kurmayı düşündüğünüz ilk andan itibaren çok önemli olan kişidir. Eğer iyi bir muhasebeciniz varsa (iyiden kastım sizi doğru yönlendirebilen, sadece işi teknik olarak bilen değil) hayatınız kurtulur. Teknik bilgiden yoksun ya da sizi boşlamış muhasebeciniz de sizi ilerde bekleyen vergi borçları ve davalara sürükler.
Öncelikle muhasebeciniz sizin hangi şirketi kurmanız gerektiği konusunda yönlendirir. Böylece hala kafanızda soru işaretleri varsa, onları aydınlatan kişi olacaktır.
Sizin için faturaları alabilir, vergi levhanızı alabilir ve vergi dairesindeki işlemlerden sizi kurtarabilir.
Vergi dairesinden gelen kişiyle nasıl konuşmanız gerektiğini ve neler yapmanız gerektiği konusunda da sizi bilgilendirir.
Sizi gereksiz masraflardan kurtarır. Örneğin ithalat ihracatı yapmayacaksanız sizi ticaret siciline kaydettirmez. (Gerçi bu durumda ünvanda alamazsınız)
Saha tecrübeleri fazla olduğu için (çok fazla firma ve iş gördüklerinden) sizin iş fikrinin tutup tutmayacağını da söyleyebilir. Özellikle sponsor arıyorsanız ve kredi alacaksanız ilk önce muhasebecinize danışmanızı söyleyebilirim. Onun cevabının aynısını vereceklerdir.
ve son olarak: siz o ay bir şey kazanamasanız da muhasebecinize ödeme yapmanız gerektiğini unutmayın. O sizin ne kadar kazandığınızla ölçülendirilen bir iş yapmaz. Bütçe planlarınıza bunu koymayı unutmayın.
Bunun yanı sıra bazı şeyleri yapmayacaktır, yapmadığı ama sizin yapmak zorunda olduğunuz şeyler için bilgi alın. Örneğin vergi borcunun yatırılması ve tabiki ne zaman yatırılması gerektiği gibi....
Bir Girişimci Macerası - Haydi şirket kuralım!

Girişimci olmaya karar verdiniz, iş fikriniz tamam, iş planınız hazır, bu işe para yatıracak kişiler hazır, nasıl çalışacağınız, ortaklarınız ve çalışanlarınız hazır. Mı?
Eğer değilse bu aşamada nasıl bir şirket kurmak gerektiği kesin olmayacaktır. Siz de o forum senin, bu muhasebeci benim gezer durursunuz. Herkesin fikrini alırsınız, kafanız dolar dolar dolar…
İhtiyaçlarınız şunlar:
- İşin sahibi siz misiniz? Yoksa ortaklarınız var mı?
Ortak konusunda daha detaylı yazacağım bir başka bölümde ama basitçe bir tanım yapalım. Ortak ya bu işe para yatıran kişidir veya işin bir kısmını yapan kişidir. Eş, dost veya sevdiğiniz bir arkadaşınız ortak olmaz. Eğer her şeyi kendiniz kuruyor, finanse ediyor ve çalıştırıyorsanız (taşeron kullanabilirsiniz) patron sizsiniz.
- İyi bir muhasebeciniz var mı?
Bir muhasebeci hayatınızı kurtarır ve karartabilir de
- Kurduğunuz iş fikrinin ayakları ne kadar yere basıyor. 1 yıl içinde tutmazsa kapatırım diyor musunuz?
İşte bunlar sizin kurduğunuz şirketin tipini doğrudan etkiler.
Çok fazla şirket tipi var. Hepsini tek tek anlatmayacağım, merak ediyorsanız da zaten pek çok internet sitesinde ne olduklarını nasıl kurulduklarını anlatmış. Ben size Tüccar - Tacir, limited ve anonim şirketten bahsedeceğim. Çünkü özel bir neden yoksa bunlardan birini seçeceksiniz.
Tüccar olmak, şahıs işletmesidir. Maliyeti çok düşüktür, hemen açar ve sonra da bir imza ile kapatırsınız. Muhasebe giderleriniz düşüktür. İyi ve tanıdık bir muhasebeciniz varsa 250 - 300 liraya 2 gün içinde kurarsınız. Bir imzayla da kapatırsınız. Eğer ki iş fikrinizin ayakları tam yere basmıyorsa bu seçeneği değerlendirin. Dezavantajı nedir? 1 - Gelir vergisi! Yani: (2008 yılı için) 0-7800 arası kar %15 7800-19800 arası kar %20 19800-44700 arası kar %27 44700 TL üstü kar ise %35 oranında vergilendiriliyor. Ama bir limited şirkette bu gelir vergisi %20, kardan bağımsız olarak! 2 - Tüm borçlardan şahsi olarak sorumlu olursunuz. Yani ödenmemiş bir senet sonrası evinize haciz gelebilir.
Limited şirket, ortak gereklidir. En az iki kişi ile kurulur. Kurulum süresi 2 gün ile 1 hafta arasında değişir. Kapatmak 1 yıldan uzun sürer. Kurulum maliyeti 1500 - 2000 lira arasında değişir. Muhasebeci giderleri daha yüksektir. Ama avantajı sınırlı sorumlusunuzdur. Yani şirket borçları şahıs borcu değildir. (vergi borçları dışında) Yani sadece sermaye ile sınırlı bir borç yükümlülüğü vardır. Dezavantajları: 1 - Kapatmak çok zordur 2 - Giderleri yüksektir 3 - sigortacılık, bankacılık gibi şeyleri yapamazsınız bu tip ile
Anonim şirket 5 ve daha fazla ortakla kurulur. Sermayesi ve doğal olarak giderleri çok yüksektir. Kapatma problemi bunda da vardır. Üstelik yönetim kurulu falan kurmak durumundasınız. Yani bu yazı dizisi için geçerli olmayan bir iş tipi. O yüzden detaylarını yazmayacağım.
Ticaret siciline kayıt olmak ne demektir. Bunu muhasebeciniz size soracaktır. Şahıs şirketleri ticaret siciline kayıt olmak zorunda değildir. Ancak limited de bu zorunludur. Ne getirir kayıt olmak? Unvan kullanabilirsiniz. İthalat ihracat yapabilirsiniz. Bunun karşılığında başta yaklaşık 200 lira ve sonrasında düzenli ödemeler yapmak zorunda kalırsınız.
SSK mı, Bağkur mu? Eğer işinizden ayrılırken 1 gün bile geçirmeden yeni işinizi kurup başvurursanız, SSK'dan devam edersiniz. Ne özelliği var derseniz, eğer ki şahıs şirketi kurduysanız, bir süre sonra herhangi bir nedenden ötürü tekrar maaşlı işe girerseniz iş yerinizi kapatmak zorunda kalmazsınız. Ama eğer ki Bağkur'luysanız, maaşlı çalıştığınızda SSK'ya kayıt gireceği için işinizi kapamak zorunda kalırsınız.
Ev - ofis çalışmak: Eğer ki oturduğunuz ev size aitse şahıs şirketi kurduğunuzda şirketinizi o adreste gösterirseniz stopaj ödemekten de (e haliyle kira da) kurtulmuş olursunuz.
Bir Girişimci Macerası – İş Yerinden Ayrılmanın İncelikleri
Bir girişimci olmaya karar verdiniz ve kafanızda (aslında yazılı olsa daha iyi olur ama...) bir iş planı da yaptınız. İş Planının nasıl yapıldığını daha sonra detayları ile anlatacağım. Bir sonraki adımınız mevcut işinizden ayrılmak!
Bu konuyu iki başlıkta incelemek gerekiyor. İşin teknik boyutu ve duygusal boyutu.
Önce duygusal yönüne değinelim:
Çalıştığınız iş yerinde uzun süreler çalıştıysanız, ilk işinizse, aslında sizi zorlayan pek bir şey de yoksa ve maceraperest değilseniz işten ayrılmaya karar vermek uzun sürer. Karar vermek için kıvrandığınız sürede de etraftan görüşlerini almak istedikçe de aklınız karışır. Çünkü size söyleyecekleri şey "delirdin mi güzelim işinden ayrılıyorsun" olur.
Moralinizi bozdukları için bu kişilere homurdanmayın. Çünkü içlerinden geçen neden her ne olursa olsun doğru söyledikleri noktalar var. Neden böyle diyorum?
Böyle diyorum çünkü uyanın ve pencerenin diğer tarafına da bakın. Alacağınız riskleri yeniden değerlendirin.
- Eğer ki önceden bağladığınız ve size aylık "düzenli" olarak minimum yaşama koşullarınızı sağlayacak bir geliriniz yoksa ikinci defa düşünün. Plansız yola çıkıyorsunuz
- Eğer ki 1 veya daha iyisi 2 yıl boyunca sizi idare edecek (sizi ve yeni kurduğunuz işi) birikiminiz yoksa ikinci defa düşünün. Yapmayı düşündüğünüz iş en kolay iş bile olsa oturması ve size gelir getirmesi 1 yılı bulacaktır.
- Eğer ki riskli bir yaşantınız varsa, (hasta yakın akrabalar, riskli bir işi olan eşiniz, eğitim giderleri olan çocuklar vb gibi ) ikinci defa düşünün. Çünkü bir birikiminiz olsa bile ani para çıkışları sizi zorlayacaktır.
- Eğer ki bir maddi destekçiniz yoksa iki defa düşünün. Çünkü insanlar bundan sonra sadece zeki olduğunuz için size ödeme yapmayacaklar.
- Eğer ki kolay sıkılan, bıkkın, koşturmacayı sevmeyen, rekabeti sevmeyen, satmak için işin peşinden gitmeyen ve insanları sevmeyen bir yapınız varsa ikinci defa düşünün. (vazgeçin demiyorum, çünkü insan davranışını isteklerine göre değiştirebilir.)
Bunların yanı sıra vazgeçip maaşlı işe dönmek istediğiniz de eski işinizin olanaklarını sağlamayan bir işe ya da pozisyona yerleştirilmenizde mümkün. Yani aynı yere dönemeyeceğinizi de bilin. Öte yandan burası Türkiye ve kriz eksik olmuyor. Yani uzun süreler iş de arayabilirsiniz.
Belki siz işinizden nefret ediyorsanız, çalışma şartlarınız kötüyse işten ayrılma kararı kolay gelecektir. Yine de iş yerinden ayrılırken kimseyi kırmamaya özen gösterin. Olur da bir gün onlara bir şey satmak veya yardım isteyebilirsiniz çünkü...
Uzun süreli bir yerde çalıştıysanız ve ayrılma düşleri başladıysa muhtemelen kıdem ve ihbar tazminatlarınızın peşine düşmek isteyeceksiniz. Bu da işin teknik yönü zaten.
4857 sayılı İş Kanunu bu konuda bir rehberdir ve kanunda her şey tek tek belirtilmiştir. Bu kanunu pek çok yerden okuyabilirsiniz.
Kıdem tazminatınızı alabilmeniz için iş verenin sizi işten çıkarması veya haklı nedenle iş akdini feshetmeniz gerekiyor.
Haklı nedenle iş akdinizi feshetmek ve kıdem tazminatınızı alabilmeniz için şu seçenekleriniz var:
- Kadınlar evlendikten 1 yıl içinde işten ayrılırsa kıdem tazminatlarını alabilirler
- Erkekler askere giderken kıdem tazminatlarını alabilirler
- Sağlık Sebepleri: İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa
- Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymayan Haller ve Benzerleri (işçinin kandırılması, dolandırılması, yalan bilgi verilmesi, cinsel taciz, hakaret, suça teşfik veya zorlama, ücretin az veya ödenmemesi gibi nedenler) İspat etmek zorunda olduğunuzu unutmayın!
- Zorlayıcı Sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını geciktirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa
Bunlardan dolayı ayrılırsanız kıdem tazminatınızı alabilirsiniz, ancak ihbar tazminatınızı alamazsınız.
Kendi isteğinizle işten ayrılırken ihbar süresini unutmayın. Yoksa kıdem tazminatını siz ödemek zorunda kalabilirsiniz :) Çoğu iş yeri zaten ben gideceğim dedinizde kapının önünde durmazlar.
Eğer ki işveren sizi işten çıkardıysa ve bu nedenler işveren tarafından haklı nedenler dışında bir nedense tazminatınızı alabilirsiniz. Yani iş yerinde küçülme olması, bölüm kapatılması, kriz nedeniyle işyerinin küçülmesi veya verimsiz çalıtığınız gibi nedenlerdir. Bunun dışında sizi işten atması için işe geç gelme, kanuni süreyi aşacak şekilde işe nedensiz gelmeme, işverene hakaret, iş yerinde çalışmama veya özel şeyler için zaman ayrılması gibi durumlarda işveren size bir şey ödemez!
İşverenin sizi işten çıkardığı durumlarda ihbar süreleri vardır. Eğer ki ihbar süresinden önce sizi göndermek isterse bu sürelerin karşılığına gelen ücretinizi verip gönderirler. Süreler:
0-6 ay için iki hafta
6 ay-1.5 yıl için dört hafta
1.5 yıl-3 yıl için altı hafta
3 yıl ve üzeri için sekiz hafta
Eğer yapabiliyorsanız işvereninizle anlaşın ve bir şekilde dostça ayrılmaya çalışın. Bu sizin ve gelecekteki işleriniz için iyi bir referans olur.
Sadece burada yazdıklarıma aldanıpta daha detaylı bilgi edinmekten kaçınmayın.
Burada yazdıklarımın sadece kişisel veriler olduğunu unutmayın. İş kanunu okuyun ve gerekiyorsa bir avukata danışın lütfen. İşinizi sağlam kazığa bağlamayı unutmayın!
Bu konuyu iki başlıkta incelemek gerekiyor. İşin teknik boyutu ve duygusal boyutu.
Önce duygusal yönüne değinelim:
Çalıştığınız iş yerinde uzun süreler çalıştıysanız, ilk işinizse, aslında sizi zorlayan pek bir şey de yoksa ve maceraperest değilseniz işten ayrılmaya karar vermek uzun sürer. Karar vermek için kıvrandığınız sürede de etraftan görüşlerini almak istedikçe de aklınız karışır. Çünkü size söyleyecekleri şey "delirdin mi güzelim işinden ayrılıyorsun" olur.
Moralinizi bozdukları için bu kişilere homurdanmayın. Çünkü içlerinden geçen neden her ne olursa olsun doğru söyledikleri noktalar var. Neden böyle diyorum?
Böyle diyorum çünkü uyanın ve pencerenin diğer tarafına da bakın. Alacağınız riskleri yeniden değerlendirin.
- Eğer ki önceden bağladığınız ve size aylık "düzenli" olarak minimum yaşama koşullarınızı sağlayacak bir geliriniz yoksa ikinci defa düşünün. Plansız yola çıkıyorsunuz
- Eğer ki 1 veya daha iyisi 2 yıl boyunca sizi idare edecek (sizi ve yeni kurduğunuz işi) birikiminiz yoksa ikinci defa düşünün. Yapmayı düşündüğünüz iş en kolay iş bile olsa oturması ve size gelir getirmesi 1 yılı bulacaktır.
- Eğer ki riskli bir yaşantınız varsa, (hasta yakın akrabalar, riskli bir işi olan eşiniz, eğitim giderleri olan çocuklar vb gibi ) ikinci defa düşünün. Çünkü bir birikiminiz olsa bile ani para çıkışları sizi zorlayacaktır.
- Eğer ki bir maddi destekçiniz yoksa iki defa düşünün. Çünkü insanlar bundan sonra sadece zeki olduğunuz için size ödeme yapmayacaklar.
- Eğer ki kolay sıkılan, bıkkın, koşturmacayı sevmeyen, rekabeti sevmeyen, satmak için işin peşinden gitmeyen ve insanları sevmeyen bir yapınız varsa ikinci defa düşünün. (vazgeçin demiyorum, çünkü insan davranışını isteklerine göre değiştirebilir.)
Bunların yanı sıra vazgeçip maaşlı işe dönmek istediğiniz de eski işinizin olanaklarını sağlamayan bir işe ya da pozisyona yerleştirilmenizde mümkün. Yani aynı yere dönemeyeceğinizi de bilin. Öte yandan burası Türkiye ve kriz eksik olmuyor. Yani uzun süreler iş de arayabilirsiniz.
Belki siz işinizden nefret ediyorsanız, çalışma şartlarınız kötüyse işten ayrılma kararı kolay gelecektir. Yine de iş yerinden ayrılırken kimseyi kırmamaya özen gösterin. Olur da bir gün onlara bir şey satmak veya yardım isteyebilirsiniz çünkü...
Uzun süreli bir yerde çalıştıysanız ve ayrılma düşleri başladıysa muhtemelen kıdem ve ihbar tazminatlarınızın peşine düşmek isteyeceksiniz. Bu da işin teknik yönü zaten.
4857 sayılı İş Kanunu bu konuda bir rehberdir ve kanunda her şey tek tek belirtilmiştir. Bu kanunu pek çok yerden okuyabilirsiniz.
Kıdem tazminatınızı alabilmeniz için iş verenin sizi işten çıkarması veya haklı nedenle iş akdini feshetmeniz gerekiyor.
Haklı nedenle iş akdinizi feshetmek ve kıdem tazminatınızı alabilmeniz için şu seçenekleriniz var:
- Kadınlar evlendikten 1 yıl içinde işten ayrılırsa kıdem tazminatlarını alabilirler
- Erkekler askere giderken kıdem tazminatlarını alabilirler
- Sağlık Sebepleri: İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa
- Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymayan Haller ve Benzerleri (işçinin kandırılması, dolandırılması, yalan bilgi verilmesi, cinsel taciz, hakaret, suça teşfik veya zorlama, ücretin az veya ödenmemesi gibi nedenler) İspat etmek zorunda olduğunuzu unutmayın!
- Zorlayıcı Sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını geciktirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa
Bunlardan dolayı ayrılırsanız kıdem tazminatınızı alabilirsiniz, ancak ihbar tazminatınızı alamazsınız.
Kendi isteğinizle işten ayrılırken ihbar süresini unutmayın. Yoksa kıdem tazminatını siz ödemek zorunda kalabilirsiniz :) Çoğu iş yeri zaten ben gideceğim dedinizde kapının önünde durmazlar.
Eğer ki işveren sizi işten çıkardıysa ve bu nedenler işveren tarafından haklı nedenler dışında bir nedense tazminatınızı alabilirsiniz. Yani iş yerinde küçülme olması, bölüm kapatılması, kriz nedeniyle işyerinin küçülmesi veya verimsiz çalıtığınız gibi nedenlerdir. Bunun dışında sizi işten atması için işe geç gelme, kanuni süreyi aşacak şekilde işe nedensiz gelmeme, işverene hakaret, iş yerinde çalışmama veya özel şeyler için zaman ayrılması gibi durumlarda işveren size bir şey ödemez!
İşverenin sizi işten çıkardığı durumlarda ihbar süreleri vardır. Eğer ki ihbar süresinden önce sizi göndermek isterse bu sürelerin karşılığına gelen ücretinizi verip gönderirler. Süreler:
0-6 ay için iki hafta
6 ay-1.5 yıl için dört hafta
1.5 yıl-3 yıl için altı hafta
3 yıl ve üzeri için sekiz hafta
Eğer yapabiliyorsanız işvereninizle anlaşın ve bir şekilde dostça ayrılmaya çalışın. Bu sizin ve gelecekteki işleriniz için iyi bir referans olur.
Sadece burada yazdıklarıma aldanıpta daha detaylı bilgi edinmekten kaçınmayın.
Burada yazdıklarımın sadece kişisel veriler olduğunu unutmayın. İş kanunu okuyun ve gerekiyorsa bir avukata danışın lütfen. İşinizi sağlam kazığa bağlamayı unutmayın!
Bir Girişimci Macerası – Ben Kimim?
Üniversiteden mühendislik bölümünden mezun oldum ve hemen iş hayatına girdim. Şanslıydım ilk iş yerim saygı uyandıran, maaş açısından tatmin eden ve gelecek vadeden bir yerdi. O yüzden uzun yıllar aynı yerde, ama farklı binalarda ve birçok farklı iş tanımında çalıştım. Bu nedenle de yıllar boyunca dışarıda bir yer bakınmadım, ya da kendiliğinden çıkan fırsatları değerlendirmek için bir neden bulamadım.
Her şey tam da yolundayken, 2000–2001 yıllarında çalıştığım sektörde dünya çapında yaşanan kriz nedeniyle soğuk bir duş ile pembe rüyadan uyandırıldık. Uyandırıldık diyorum çünkü o günlerde bizim sektörde işten çıkarılmanın tek nedeni hırsızlık yapmak gibi adi bir nedenken, bir anda gruplar halinde işten çıkarılmalar başlamıştı. Hatta bu süreci yürütmeyi başaramayan (Aslında sizin büyük sandığınız ve uygulamada güdük kalan firmalar) bir anda elektrikleri kesip, ellerinde print alınmış kâğıtlar ile herkesi toplayıp, isim okudular ve geri kalanlar çalışmaya devam etsinler diyebilecek kadar da beceriksizdiler. Bu krizin sonucu olarak bizler de ya ücretsiz izine gönderildik veya iş arkadaşlarımızın çıkarılışlarını seyrettik. O an anlıyorsunuz ki eviniz zannettiğiniz iş yeriniz aslında sadece bir iş yeriymiş. Sizin de sadece zamanınız ve emeğiniz satılmış. Geri kalan Amerikan tarzı motivasyon araçları da arada eğitime giderek zaman geçirdiğiniz, hoş sosyalleşme aktiviteleriymiş.
Bu krizden sonra tepki olarak “kariyerim benim kontrolümde olmalı, suyun akışına kendimi bırakamam” fikri oturdu kafama. Bu nedenle de geniş bir alana, kolayca iş bulabileceğim bir pozisyona geçmeyi istedim. Bu nedenle de yine bulunduğum şirket içinde aslında eskiden yaptığım işle hiçbir alakası olmayan bir bölüme geçtim. Çalışma arkadaşlarım hala aynı bölümde ve hala iş yerinde çalışmaya devam ediyorlar desem çok da doğru olmaz. Bir kısmı kendi istekleri ile bir kısmı da kendilerinin dışında farklı iş tanımlarında çalışıyorlar. Ve tabiî ki bir kısmı işten çıktı.
Yeni bölümümde farklı şeyler yaşadım ve bir anda inanılmaz farklı şeyler görmeye, uygulamaya ve öğrenmeye başladım. Bunları yaparken de tabiî ki bir o kadar zorlandım. Çokça gözlemledim. Şu bir gerçek ki kariyer denen şeyi yönetim – yöneticilik üzerine kurmayı düşlüyorsanız birkaç alternatifiniz var:
- Akraba ilişkisi – çokça geçerli bir akçe! Kariyerinize genel müdür olarak bile başlatabilir!
- Aynı sınıf, okul veya yurt arkadaşlığı. Kariyeriniz GM olarak değil de GM yardımcısı veya direktör olarak başlayabilir!
- Sıkı çalışma, mükemmel iletişim teknikleri, iyi bir kişisel pazarlama. Bunu yapabilen az kişi gördüm ama her şey elinizde. Böylesine bir yükselme her zaman kalıcı olacaktır. Eğer bu konuda daha fazla teknik öğrenmek istiyorsanız “Never eat alone” kitabını okuyun. Hatta şu sıra Türkçesini de basmışlar. (Asla yalnız yeme)
Gözlemlediğim bir diğer şey de bazı insanların asla pes etmedikleri ve bu insanların eninde sonunda istediklerine ulaştıkları.
Bazen pazarlama bölümleri ile konuşurken “onlar mühendis”, “sen mühendissin belli” gibi şeyleri duyardım. Bunun en kötü ifade tarzı da “mühendisler ne anlar ki?” olanıdır. Ya da basit bir teknolojik ürünü satarken, ürünün temel özelliği olan bir özelliğe “aa bu teknik ben karışmam” diyenleri de oluyordu. Bunun üzerine kalktım MBA yaptım. Herhalde bir anlatmak istedikleri vardı da, mantığa sığmadığı için başka bir şey deniyorlardı. Ne deniyorlarmış öğreneyim dedim. Sonuçta MBA bitti ama benim gördüğüm tek şey, eğer iyi bir kişisel sunumunuz yoksa ve herkesle konuşacak bir konunuz, girişkenliğiniz yoksa sizi iletişimci, kaba tabirle satışçı veya pazarlamacı olarak görmüyorlar.
Hayatımın en ilginç deneyimini ise bir toplantı sırasında yaşadım. Dünyaca ünlü tedarikçimiz ve bizim mühendislik grubu bir toplantı yapıyordu. Tedarikçimizdekiler satış bölümünden gelmişlerdi. Aradaki en bariz fark, kadınların bakımlarında (saç, kıyafet, makyaj vb), erkeklerin ise takım elbiselerinde bangır bangır bağırıyordu. Hala bakıyorum da bu fark nereye gitsem aynı…
Eğer gerçekten ürettiğiniz bir şey yoksa kendinizi satmak zorundasınız. Kaba da olsa gerçek bu!
MBA sırasında birçok farklı alternatifle tanıştım. Girişimci destekleme programları, girişimciliği öven sözler. Acaba yapabilir miyim dedim. İlk adımlarım bu şekilde atılmış oldu. Düşünce sürecim ise şu şekilde gelişti:
— Çalıştığım iş yerinde sektörün doygunluğa ulaşması ile deneyimli çalışanın değeri çok azalmıştı. Gözlemlediğim kadarıyla deneyimli adam yerine üniversiteden yeni mezun birini koyup yarı maaşla çalıştırmak işlerine geliyordu
— Henüz 30’larımdaydım. Aynı yerde bir 10 yıl daha çalışabilecek miydim? Üstelik yukarı doğru yükselme fırsatı bile görünmezken?
— 40 yaşımda işten çıkarılırsam ne yapacaktım?
Bu ve buna benzer birkaç düşünce daha. Bir tarafta bir fırsat görünüyor ki yapması zor öte yandan ucu açık, diğer tarafta daha rahat gibi görünen ama ilerisi karanlık bir seçenek. Davranış tarzı olarak çok fazla girişimci yapım olmasa da şansımı denemek istedim. Davranışlar değişirler ve yönlendirilebilirler. Hem ne kaybedecektim, sıkışırsam nasılsa bir yere girerim dedim. Daha başlarken birkaç hata yaptım, onları devam eden safhada anlatacağım…
Devam edecek
Her şey tam da yolundayken, 2000–2001 yıllarında çalıştığım sektörde dünya çapında yaşanan kriz nedeniyle soğuk bir duş ile pembe rüyadan uyandırıldık. Uyandırıldık diyorum çünkü o günlerde bizim sektörde işten çıkarılmanın tek nedeni hırsızlık yapmak gibi adi bir nedenken, bir anda gruplar halinde işten çıkarılmalar başlamıştı. Hatta bu süreci yürütmeyi başaramayan (Aslında sizin büyük sandığınız ve uygulamada güdük kalan firmalar) bir anda elektrikleri kesip, ellerinde print alınmış kâğıtlar ile herkesi toplayıp, isim okudular ve geri kalanlar çalışmaya devam etsinler diyebilecek kadar da beceriksizdiler. Bu krizin sonucu olarak bizler de ya ücretsiz izine gönderildik veya iş arkadaşlarımızın çıkarılışlarını seyrettik. O an anlıyorsunuz ki eviniz zannettiğiniz iş yeriniz aslında sadece bir iş yeriymiş. Sizin de sadece zamanınız ve emeğiniz satılmış. Geri kalan Amerikan tarzı motivasyon araçları da arada eğitime giderek zaman geçirdiğiniz, hoş sosyalleşme aktiviteleriymiş.
Bu krizden sonra tepki olarak “kariyerim benim kontrolümde olmalı, suyun akışına kendimi bırakamam” fikri oturdu kafama. Bu nedenle de geniş bir alana, kolayca iş bulabileceğim bir pozisyona geçmeyi istedim. Bu nedenle de yine bulunduğum şirket içinde aslında eskiden yaptığım işle hiçbir alakası olmayan bir bölüme geçtim. Çalışma arkadaşlarım hala aynı bölümde ve hala iş yerinde çalışmaya devam ediyorlar desem çok da doğru olmaz. Bir kısmı kendi istekleri ile bir kısmı da kendilerinin dışında farklı iş tanımlarında çalışıyorlar. Ve tabiî ki bir kısmı işten çıktı.
Yeni bölümümde farklı şeyler yaşadım ve bir anda inanılmaz farklı şeyler görmeye, uygulamaya ve öğrenmeye başladım. Bunları yaparken de tabiî ki bir o kadar zorlandım. Çokça gözlemledim. Şu bir gerçek ki kariyer denen şeyi yönetim – yöneticilik üzerine kurmayı düşlüyorsanız birkaç alternatifiniz var:
- Akraba ilişkisi – çokça geçerli bir akçe! Kariyerinize genel müdür olarak bile başlatabilir!
- Aynı sınıf, okul veya yurt arkadaşlığı. Kariyeriniz GM olarak değil de GM yardımcısı veya direktör olarak başlayabilir!
- Sıkı çalışma, mükemmel iletişim teknikleri, iyi bir kişisel pazarlama. Bunu yapabilen az kişi gördüm ama her şey elinizde. Böylesine bir yükselme her zaman kalıcı olacaktır. Eğer bu konuda daha fazla teknik öğrenmek istiyorsanız “Never eat alone” kitabını okuyun. Hatta şu sıra Türkçesini de basmışlar. (Asla yalnız yeme)
Gözlemlediğim bir diğer şey de bazı insanların asla pes etmedikleri ve bu insanların eninde sonunda istediklerine ulaştıkları.
Bazen pazarlama bölümleri ile konuşurken “onlar mühendis”, “sen mühendissin belli” gibi şeyleri duyardım. Bunun en kötü ifade tarzı da “mühendisler ne anlar ki?” olanıdır. Ya da basit bir teknolojik ürünü satarken, ürünün temel özelliği olan bir özelliğe “aa bu teknik ben karışmam” diyenleri de oluyordu. Bunun üzerine kalktım MBA yaptım. Herhalde bir anlatmak istedikleri vardı da, mantığa sığmadığı için başka bir şey deniyorlardı. Ne deniyorlarmış öğreneyim dedim. Sonuçta MBA bitti ama benim gördüğüm tek şey, eğer iyi bir kişisel sunumunuz yoksa ve herkesle konuşacak bir konunuz, girişkenliğiniz yoksa sizi iletişimci, kaba tabirle satışçı veya pazarlamacı olarak görmüyorlar.
Hayatımın en ilginç deneyimini ise bir toplantı sırasında yaşadım. Dünyaca ünlü tedarikçimiz ve bizim mühendislik grubu bir toplantı yapıyordu. Tedarikçimizdekiler satış bölümünden gelmişlerdi. Aradaki en bariz fark, kadınların bakımlarında (saç, kıyafet, makyaj vb), erkeklerin ise takım elbiselerinde bangır bangır bağırıyordu. Hala bakıyorum da bu fark nereye gitsem aynı…
Eğer gerçekten ürettiğiniz bir şey yoksa kendinizi satmak zorundasınız. Kaba da olsa gerçek bu!
MBA sırasında birçok farklı alternatifle tanıştım. Girişimci destekleme programları, girişimciliği öven sözler. Acaba yapabilir miyim dedim. İlk adımlarım bu şekilde atılmış oldu. Düşünce sürecim ise şu şekilde gelişti:
— Çalıştığım iş yerinde sektörün doygunluğa ulaşması ile deneyimli çalışanın değeri çok azalmıştı. Gözlemlediğim kadarıyla deneyimli adam yerine üniversiteden yeni mezun birini koyup yarı maaşla çalıştırmak işlerine geliyordu
— Henüz 30’larımdaydım. Aynı yerde bir 10 yıl daha çalışabilecek miydim? Üstelik yukarı doğru yükselme fırsatı bile görünmezken?
— 40 yaşımda işten çıkarılırsam ne yapacaktım?
Bu ve buna benzer birkaç düşünce daha. Bir tarafta bir fırsat görünüyor ki yapması zor öte yandan ucu açık, diğer tarafta daha rahat gibi görünen ama ilerisi karanlık bir seçenek. Davranış tarzı olarak çok fazla girişimci yapım olmasa da şansımı denemek istedim. Davranışlar değişirler ve yönlendirilebilirler. Hem ne kaybedecektim, sıkışırsam nasılsa bir yere girerim dedim. Daha başlarken birkaç hata yaptım, onları devam eden safhada anlatacağım…
Devam edecek
İş hayatı - Bodrolu veya Şahsi

Bir süredir kendi işimi kurma çabası içindeydim. Bir yıllık bu süreç sonunda tekrar bodrolu hayata geri döndüm denebilir. (Denebilir kısmını açmak lazım sonra) Bu sürecimi de sizlerle paylaşıp, neler yaşadığımı gözlemlemenizi isterim :) Ama şimdi değil, bunu bir yazı dizisi şeklinde hazırlayacağım ve hepsi birebir yaşanmış deneyimler olacak. Bu hafta başlıyorum.
Yazımda neler olacak:
- Ben kimim?
- İş yerinden ayrılma incelikleri
- Şirket tipleri, hangi şirketi kurmam lazım?
- Muhasebecimle nasıl geçinirim?
- Ortaklıklar, ortakla nasıl çalışılır?
- İş planı hazırlama
- Yatırımcı bulma
- İşi yürütme
- Satış nasıl yapmalıyım?
- Ne zaman dur demeliyim?
Başarılı veya başarısız her deneyim bir kazançtır. Bunları paylaşmamın nedeni bilmeyenlere bir fikir vermek, denemek isteyenlere de mini uyarılar yapmak.
Yolunuz açık olsun :)
Daha iyi müşteri hizmetleri için CRM sistemlerinin bağlanması
McKinsey'in IT raporlarından 2006 yılında yayınladıkları CRM ile alakalı araştırmalarını özetlemek istedim. Rapor Anupam Agarwal, E. Pietraszek ve Marc Singer tarafından hazırlanmış.
2005 yılında dünya üzerinde CRM uygulamaları için toplam 35 milyar dolar harcanmış. Bunun geri dönüşü tabii ki çok değerli ve etkili oldu fakat raporda anlatılmak istenen ufak değişikliklerle durum yönetimi etkili bir biçimde kullanılarak, yani satış fırsatları, komplex ürün istekleri doğru takip edilerek, firmalar cirolarını %10 - %20 arasında arttırabilirler ve churn oranlarını %5 - %10 arasında düşebilirler.
CRM de asıl öneli olan çok fazla data toplamak değil, satış fırsatı oluştuğu yada kontak gerçekleştiği anda doğru kişiye bu bilgileri iletebilmektir. Her kanalda oluşan satış fırsatları değerlendirilebilmeli mesela çağrı merkezine gelen bir çağrının satışa dönüştürülebilmesi gerekmektedir.
Bu konuda başarılı bir örnek olarak yaklaşık ayda 5 milyon tekil kullanıcı alan kablosuz iletişim ürünleri satan bir firmanın sayfasında oluşan etkileşimleri çağrı merkezine aktarmasıyla yaşadığı ciro artışı verilebilir. Şirket web sitesinden yaklaşık olarak 10.000 adet satış gerçekleştiriyormuş ki bu da satışlarının önemli bir bölümü demek oluyor. Fakat halen web sitesine gelen ve satın alma potansyeli olan müşterilerin bazıları bu satış fırsatı değerlendirilemeden kaybediliyor. 27.000 kullanıcının alışverişe başladığı halde tam olarak sonlandırmadan işlemlerini yarıda kestikleri tespit edilmiş. Bu 27.000 kişi satış fırsatı olarak değerlendirilip satış bölümüne aktarılarak ve bu kişilerle direk ulaşım yolu ile bağlantıya geçilmesi süretiyle 8.000 ek satış gerçekleştiriliyor. Ayrıca sayfa ziyaretçilerinin %20si ise sadece basit iletişim bilgilerini bırakarak siteden ayrıldıkları için bu kesimede kitlesel pazarlama yolu ile (e-posta, toplu aramalar) ulaşım sağlanıyor ve 35.000 yeni kullanıcı kazanılıyor.
Durum yönetimini iyi yapabilmek, yani kompleks müşteri taleplerini ve yeni satış fırsatlarını anlayabilmek, satışlar olduğu kadar genel sorun çözümlerini ve müşteri memnuniyetinide olumlu etkileyen bir özelliktir. Telco durum yönetimi programını güncelledikten sonra en az 3 noktaya dokunan müşteri şikayetleri %30dan %5'e düşürmüş. Bu da geri dönüş hızı ve kaynak kullanımı açısından çok olumlu bir sonuç.
Durum yönetimi programları geliştirmeden, ilk önce mevcut ortamlarda kaçan fırsatlar var mı diye bakılmalı ve daha yeni, başka satış fırsatları doğurulabilir mi diye incelenmeli. Daha sonra bu bir bölümde pilot bir proje olarak yürütülerek sonuçları incelenmeli. Örnekte olduğu gibi web etkileşimlerini çağrı merkezine taşımak iyi bir başlangıç olabilir. Tabii bu tip projeler bir çok grubun dahil olduğu ve bir çok grubun iş yapışını etkileyeceği için yüksek seviyede ve her grubu harekete geçirebilecek bir iş sahipliği gerektirir. Genelde satış bölümü de bunun için uygundur.
Pilot projeler genelde ciro artışı ve tasarruf konusunda bir fikir verirler. Örneğin pilot proje olarak teknoloji üreten bir şirket satış amaçlı dış aramalarını web'den olan etkileşimlere göre yapmaya başladı ve dış arama ile yapılan satışlarda %50 bir artış oldu. Bu da sistemi geliştirmek yada bütün şirkete yaymak için güzel bir geri dönüş olacaktır.
Böyle bir sistemi geliştirmede asıl zor olan ne teknolojik olarak ürünleri yenilemek ne de parasal kaynaklardır. Asıl büyük engel bir fırsatın görülüp anlaşılıp harekere geçme başarısının gerçekleştirilememesidir.
2005 yılında dünya üzerinde CRM uygulamaları için toplam 35 milyar dolar harcanmış. Bunun geri dönüşü tabii ki çok değerli ve etkili oldu fakat raporda anlatılmak istenen ufak değişikliklerle durum yönetimi etkili bir biçimde kullanılarak, yani satış fırsatları, komplex ürün istekleri doğru takip edilerek, firmalar cirolarını %10 - %20 arasında arttırabilirler ve churn oranlarını %5 - %10 arasında düşebilirler.
CRM de asıl öneli olan çok fazla data toplamak değil, satış fırsatı oluştuğu yada kontak gerçekleştiği anda doğru kişiye bu bilgileri iletebilmektir. Her kanalda oluşan satış fırsatları değerlendirilebilmeli mesela çağrı merkezine gelen bir çağrının satışa dönüştürülebilmesi gerekmektedir.
Bu konuda başarılı bir örnek olarak yaklaşık ayda 5 milyon tekil kullanıcı alan kablosuz iletişim ürünleri satan bir firmanın sayfasında oluşan etkileşimleri çağrı merkezine aktarmasıyla yaşadığı ciro artışı verilebilir. Şirket web sitesinden yaklaşık olarak 10.000 adet satış gerçekleştiriyormuş ki bu da satışlarının önemli bir bölümü demek oluyor. Fakat halen web sitesine gelen ve satın alma potansyeli olan müşterilerin bazıları bu satış fırsatı değerlendirilemeden kaybediliyor. 27.000 kullanıcının alışverişe başladığı halde tam olarak sonlandırmadan işlemlerini yarıda kestikleri tespit edilmiş. Bu 27.000 kişi satış fırsatı olarak değerlendirilip satış bölümüne aktarılarak ve bu kişilerle direk ulaşım yolu ile bağlantıya geçilmesi süretiyle 8.000 ek satış gerçekleştiriliyor. Ayrıca sayfa ziyaretçilerinin %20si ise sadece basit iletişim bilgilerini bırakarak siteden ayrıldıkları için bu kesimede kitlesel pazarlama yolu ile (e-posta, toplu aramalar) ulaşım sağlanıyor ve 35.000 yeni kullanıcı kazanılıyor.
Durum yönetimini iyi yapabilmek, yani kompleks müşteri taleplerini ve yeni satış fırsatlarını anlayabilmek, satışlar olduğu kadar genel sorun çözümlerini ve müşteri memnuniyetinide olumlu etkileyen bir özelliktir. Telco durum yönetimi programını güncelledikten sonra en az 3 noktaya dokunan müşteri şikayetleri %30dan %5'e düşürmüş. Bu da geri dönüş hızı ve kaynak kullanımı açısından çok olumlu bir sonuç.
Durum yönetimi programları geliştirmeden, ilk önce mevcut ortamlarda kaçan fırsatlar var mı diye bakılmalı ve daha yeni, başka satış fırsatları doğurulabilir mi diye incelenmeli. Daha sonra bu bir bölümde pilot bir proje olarak yürütülerek sonuçları incelenmeli. Örnekte olduğu gibi web etkileşimlerini çağrı merkezine taşımak iyi bir başlangıç olabilir. Tabii bu tip projeler bir çok grubun dahil olduğu ve bir çok grubun iş yapışını etkileyeceği için yüksek seviyede ve her grubu harekete geçirebilecek bir iş sahipliği gerektirir. Genelde satış bölümü de bunun için uygundur.
Pilot projeler genelde ciro artışı ve tasarruf konusunda bir fikir verirler. Örneğin pilot proje olarak teknoloji üreten bir şirket satış amaçlı dış aramalarını web'den olan etkileşimlere göre yapmaya başladı ve dış arama ile yapılan satışlarda %50 bir artış oldu. Bu da sistemi geliştirmek yada bütün şirkete yaymak için güzel bir geri dönüş olacaktır.
Böyle bir sistemi geliştirmede asıl zor olan ne teknolojik olarak ürünleri yenilemek ne de parasal kaynaklardır. Asıl büyük engel bir fırsatın görülüp anlaşılıp harekere geçme başarısının gerçekleştirilememesidir.
ıvır zıvırla uğraşmadan verimliliği ölçme
W. Bruce Chew'in Harvard Business Review'de yayınlanmış eski bir makalesi. Başlığı çevirirken ne yazsam diye tam emin olamadım ama makaleyi okuduktan sonra kanaatim anlatım olarak türkçesini böyle vermek sanırım aynı hissi verecektir okuyucuya. Orjinal ismi "no-nonsense guide to measuring productivity"
Öncelikle verimlilik sadece verimlilik uzmanlarına bırakılamayacak kadar önemli bişeydir. Bu yüzden bir dizi pratik talimat yöneticilerin verimlilik yönetimini anlama, değerlendirme ve uygulamalarına yardımcı olabilir.
Ilk olarak direk işçi maliyetlerinin ötesine bakmak gerekli. Tek bir grup maliyete odaklanılmamalı, genel olarak verimliliğe bakılmalı. Eskiden işçi maliyetlerinin büyük bir kalem tutmasından kaynaklanan alışkanlıkla halen verimlilikte işçi odaklı yatirimlar yapiliyor halbuki artik isci masraflari daha dusuk. Bu yuzden verimlilik arttirimi icin yapilacak masraflar maliyet hacminde kapladigi yere gore yapilmali. Yani soylenmek istenen direk is gucu masraflari uretim maliyetlerinde %10luk bir yer kaplarken verimlilik arttirma butcesinden %90 civarinda butce alabiliyor. Verimlilik arttirma butcenizi yaparken buna dikkat edin.
Uretimde girdiler birbirinin yerine gecebilir (para-is gucu gibi) o yuzden verimlilik olculurken tek bir noktaya bakilmamalidir. Diger turlu yapilan bir outsource hic yoktan isci verimliligini arttiriyor gibi gozukebilir.
Verimlikte amac kisilerin davranislarini etkilemek oldugu icin `ne kadar basit o kadar iyi` mantigi gecerli olmalidir. Calisanlar verimlilik olcusunu anlamalilar.
Varimlilik olcumunde en kesin, dogru olcumu almamiza gerek yok aslinda bize gerekli olan en etkili sonuca ulasabilmek, en etkili sonuc da calisanlara en cok etki edebilecek olandir.
Olculemeyeni olcun
Verimlilik olcumunde dikkat edilmesi gereken en onemli noktalardan biri de zamandir. Zaman satin alinmiyor diye gozardi edilmemeli ve verimlilik soz konusu oldugunda dikkate alinmali. Ayrica verimlilik olcumunde sadece mavi yakalilar degil beyaz yakalilar da hesaba katilmalidir. Beyaz yakalilarin verimliligini olcmek zor olsada verimliligi eksik olcmek hic olcmemekten iyidir.
Bir baska dikkat edilecek nokta elmalar ile elmalarin kiyaslanmasi. Seneler arasi verimlilik kiyaslanirken sadece cikti sayisi onemli degildir. Cikan urunun ozellikleri de kiyaslanmalidir.
Ornegin bir otomobil lastigi ureticisi bir sene 15000 mil giden bir lastik urettiyse ve bir sonraki sene 30000 mil giden bir lastik urettiyse burada verimliligi olcecek ortak bir deger bulunmali. Bu ortak deger firmanin stratejisine gore degisebilir. Ucuz urun stratejisi varsa firma verimlilik olcerken fiyatlara odaklanacaktir, innovasyon merkezli bir sirket ise teknik parametrelere odaknalacaktir.
Bir baska dikkat edilmesi gereken nokta genel performansa cok odaklanmanin onemli trendleri maskeleyebilmesi tehlikesidir. Bir plantin verimi duserken yine de baska bir plantten daha verimli olabilir. Unutulmamali ki verimlilikte veriler ilk gorundugu gibi degildir genelde.
Son olarak, verimlilik olcumunun zor ve karmasik olmasi yoneticileri kesinlikle yildirmamalidir.
Öncelikle verimlilik sadece verimlilik uzmanlarına bırakılamayacak kadar önemli bişeydir. Bu yüzden bir dizi pratik talimat yöneticilerin verimlilik yönetimini anlama, değerlendirme ve uygulamalarına yardımcı olabilir.
Ilk olarak direk işçi maliyetlerinin ötesine bakmak gerekli. Tek bir grup maliyete odaklanılmamalı, genel olarak verimliliğe bakılmalı. Eskiden işçi maliyetlerinin büyük bir kalem tutmasından kaynaklanan alışkanlıkla halen verimlilikte işçi odaklı yatirimlar yapiliyor halbuki artik isci masraflari daha dusuk. Bu yuzden verimlilik arttirimi icin yapilacak masraflar maliyet hacminde kapladigi yere gore yapilmali. Yani soylenmek istenen direk is gucu masraflari uretim maliyetlerinde %10luk bir yer kaplarken verimlilik arttirma butcesinden %90 civarinda butce alabiliyor. Verimlilik arttirma butcenizi yaparken buna dikkat edin.
Uretimde girdiler birbirinin yerine gecebilir (para-is gucu gibi) o yuzden verimlilik olculurken tek bir noktaya bakilmamalidir. Diger turlu yapilan bir outsource hic yoktan isci verimliligini arttiriyor gibi gozukebilir.
Verimlikte amac kisilerin davranislarini etkilemek oldugu icin `ne kadar basit o kadar iyi` mantigi gecerli olmalidir. Calisanlar verimlilik olcusunu anlamalilar.
Varimlilik olcumunde en kesin, dogru olcumu almamiza gerek yok aslinda bize gerekli olan en etkili sonuca ulasabilmek, en etkili sonuc da calisanlara en cok etki edebilecek olandir.
Olculemeyeni olcun
Verimlilik olcumunde dikkat edilmesi gereken en onemli noktalardan biri de zamandir. Zaman satin alinmiyor diye gozardi edilmemeli ve verimlilik soz konusu oldugunda dikkate alinmali. Ayrica verimlilik olcumunde sadece mavi yakalilar degil beyaz yakalilar da hesaba katilmalidir. Beyaz yakalilarin verimliligini olcmek zor olsada verimliligi eksik olcmek hic olcmemekten iyidir.
Bir baska dikkat edilecek nokta elmalar ile elmalarin kiyaslanmasi. Seneler arasi verimlilik kiyaslanirken sadece cikti sayisi onemli degildir. Cikan urunun ozellikleri de kiyaslanmalidir.
Ornegin bir otomobil lastigi ureticisi bir sene 15000 mil giden bir lastik urettiyse ve bir sonraki sene 30000 mil giden bir lastik urettiyse burada verimliligi olcecek ortak bir deger bulunmali. Bu ortak deger firmanin stratejisine gore degisebilir. Ucuz urun stratejisi varsa firma verimlilik olcerken fiyatlara odaklanacaktir, innovasyon merkezli bir sirket ise teknik parametrelere odaknalacaktir.
Bir baska dikkat edilmesi gereken nokta genel performansa cok odaklanmanin onemli trendleri maskeleyebilmesi tehlikesidir. Bir plantin verimi duserken yine de baska bir plantten daha verimli olabilir. Unutulmamali ki verimlilikte veriler ilk gorundugu gibi degildir genelde.
Son olarak, verimlilik olcumunun zor ve karmasik olmasi yoneticileri kesinlikle yildirmamalidir.
Verimlilik Paradoksu - Wickham Skinner
Sinner'in 1986 Harvard Business Review temmuz -ağustos sayısında yayınlanmış "THE PRODUCTIVITY PARADOX" makalesinin bir kısa bir özeti. Makale verimlilik ile alakalı çok temel şeylere ışık tuttuğu için halen okutulan yararlı bir kaynak.
Makalede kısaca Sinner verimlilik kavramının çok fazla insan performansı üzerine odaklandığından bahsediyor. Verimlilikte odak yanlış oluncada, yani geliştirme açısından düşünülen alan sadece "manufacturing" olunca kişi ve kurumlar enerjilerini daha verimli alanlara ayıramıyorlar diyor.
Genel bakış açısı işçi sayısını yada genel girdileri sabit tutarak çıktı sayısını arttırmayı hedeflemektedir. Bu da bazı dezavantajlar doğurmaktadır.
Öncelikle bu anlayış direk işçi maliyetlerine odaklanmıştır. Halbuki üretim alanındaki tecrübeler gösteriyor ki üretimde 40 40 20 kuralı genel olarka hakimdir. Buna göre
- üretime dayalı işlerde rekabet avantajı %40 olarak "üretim yapısından (manufacturing structure)" kaynaklanır. (üretim sayısı, kapasite, konum gibi)
- %40 üretim ve süreç teknolojisinden,
- %20 de verimliliğe eski bakış açısındaki gibi yaklaşımla bakarak rekabet avantajı elde edilebilir.
Ayrıca sadece maliyetleri azaltacağız yaklaşımındaki bir verimlilik anlayışı firmanın rekabet etmek için geliştireceği diğer stratejileride gölgeleyebilir.
Ek olarak, kalite, güvenilir teslimat, kısaltılmış teslimat süreçleride üretimde verimliliği arttıracak ve rekabette avantaj sağlıyacak diğer etkenlerdir üretimde maliyet kısaltılmasının yanında.
Sonuç olarak, makaleyi tek cümleyle özetlemek gerekirse Skinner üretimde maliyet azaltıcı eski verimlilik anlayışı değişmeli ve yerine yeni bir anlaşış getirilmeli ve verimlilik anlayışı bunun üzerine kurulmalıdır diyor. O da rekatçi olmak (to be competitive)
Makalede kısaca Sinner verimlilik kavramının çok fazla insan performansı üzerine odaklandığından bahsediyor. Verimlilikte odak yanlış oluncada, yani geliştirme açısından düşünülen alan sadece "manufacturing" olunca kişi ve kurumlar enerjilerini daha verimli alanlara ayıramıyorlar diyor.
Genel bakış açısı işçi sayısını yada genel girdileri sabit tutarak çıktı sayısını arttırmayı hedeflemektedir. Bu da bazı dezavantajlar doğurmaktadır.
Öncelikle bu anlayış direk işçi maliyetlerine odaklanmıştır. Halbuki üretim alanındaki tecrübeler gösteriyor ki üretimde 40 40 20 kuralı genel olarka hakimdir. Buna göre
- üretime dayalı işlerde rekabet avantajı %40 olarak "üretim yapısından (manufacturing structure)" kaynaklanır. (üretim sayısı, kapasite, konum gibi)
- %40 üretim ve süreç teknolojisinden,
- %20 de verimliliğe eski bakış açısındaki gibi yaklaşımla bakarak rekabet avantajı elde edilebilir.
Ayrıca sadece maliyetleri azaltacağız yaklaşımındaki bir verimlilik anlayışı firmanın rekabet etmek için geliştireceği diğer stratejileride gölgeleyebilir.
Ek olarak, kalite, güvenilir teslimat, kısaltılmış teslimat süreçleride üretimde verimliliği arttıracak ve rekabette avantaj sağlıyacak diğer etkenlerdir üretimde maliyet kısaltılmasının yanında.
Sonuç olarak, makaleyi tek cümleyle özetlemek gerekirse Skinner üretimde maliyet azaltıcı eski verimlilik anlayışı değişmeli ve yerine yeni bir anlaşış getirilmeli ve verimlilik anlayışı bunun üzerine kurulmalıdır diyor. O da rekatçi olmak (to be competitive)
biraz da girişimciler için yazalım
Kendi işini kurmak istemeyen yoktur herhalde, hatta bunun için bir fikir bulmuş olmayan biride yoktur kanımca. Ama bu bulunan fikirler ya hayata geçirilemez çok meşekkatli olduğu için yada siz harekete geçene kadar atı alan Üsküdar'ı çoktan geçmiştir.
İş dünyasına girişimci olarak atılmak isteyenler için Guy Kawasaki'nin "the art of start" kitabı sanırım çok yararlı olacaktır. Aynı zamanda youtube'den izleyebileceğiniz bir sunumuda mevcuttur. Guy Kawasaki macintosh bilgisayarlarının başarısında çok etkili bir isim ve şimdide "Garage Technology Ventures" şirketinin CEO'luğunu yapmakta. Yani garajda çıkıpta ileride çok para kazanacağını düşündüğü gençlere para sağlıyarak ortak olmaktadır.
Bir amacınız, mananız olsun
Sunumu özetleyecek olursak; Guy, yeni bir girişimcinin ilk önce bir amaç, bir mana bulmasının önemli oldugunu söylüyor. Dünyayı değiştirmek için çıkın diyor yola. Uzun, havalı misyon vizyon cümlelerinden bahsetmiyor. Gerçekten bir mana vermelisiniz işe. Bunun içinde 3 yol olabilir
1- Hayat kalitesi sağla: Mesela Macintosch'un yaptığı gibi. Mac. insanların daha yaratıcı olmalarını sağla prensibiyle gitti hep.
2- Bir yanlışı düzelt: Önceden DOS vardı ama yeterince kullanışlı değildi. Düzeltilmesi gerekiyordu. Linux, windows çıktı
3- İyi bir şeyin sonlanmasını engelle
Tabii ki her iş para kazanmak için yapılır ama amacınız bu olarak yola çıkmayın. Eğer bir mana kazanırsanız zaten para da kazanırsınız. Ama para kazanmak için çıkarsanız yanlış kişilerle çalışmaya başlarsınız.
"Mantra"nız olsun
Kısa sizi anlatan ve besimdeğiniz bir paralonız olsun. Net olsun , kısa olsun. Bütün çalışanlara, müşterilerinize sizi anlatabilecek akılda kalabilecek 2-3 kelimelik "neden varsınız", "duruşunuz nedir" sorularının cevabını alabileceğiniz bir mantra oluşturun.
mesela;
wendy's : sağlıklı fast food
FedEx : içiniz rahat olsun (aslında peace of mind ingilizcesi sanırım böyle tercüme edilebilir)
Nike: Authentic athletic performans yani güvenilir atletik performans
Mantranız çalışanlarınız için olmalı. Neden burada çalışıyorsunuz, şirketiniz ne yapıyor.
Farklı düşünün
Her zaman söylendiği gibi farklı düşünün. Bir şeyi daha iyi yapmak bir iş kolu değildir eğer 10 kat daha iyi yapmıyorsanız. Amazon.com 2000 analog kitap arşivinden 3000 analog kitap arşivine giderek başarı sağlmadı. 2000 analog kitap arşivinden 2 milyon dijital kitap arşivine giderek başarıyı yakaladı. Farklı düşünün.
İnsanları kutuplaştırın
İnsanları kutuplaştırmaktan korkmayın. İnsanlar bir ürünü çok sevebilirler diğerleri nefret edebilir önemli değil.
Ruh ikizinizi bulun
Sizi tamalayacak bir ortak bulun. Çok iyi bir mühendisseniz sizi tamamlayacak bir pazarlamacı bulun, çok iyi bir pazarlamacı ve mühendis bile olsanız bir operasyon ortağınız olsun. Bill Gates iseniz Steve Jobs'unuz olsun.
İş Planınız olsun
iş planını kesinlikle atlamayın. Benim müşterim kim ve parayı ondan nasıl alacağım kurgularını oluşturun
Mümkün olduğunca basit tutun
İş modelinizi kesinlikle kadınlara da sorun:)
KVG oluşturun
Kilometre taşları belirleyin.
Varsayımlarınızı yazın. Varsamyımlarınızı yazın ve test edin, kontrol edin
Görevler belirleyin. Ofis kirala gibi
10/20/30 kuralını uygulayın.
Bir sunum yapacağınız zaman etkili olmasına ve anlaşılmasına dikkat edin.
Sunumunuzda 10 slayt olsun
Sunumunuz 20 dakikada bitsin
Sunumunuzda en küçük font 30 olsun. Bu sizi sunuma az yazı koymaya ve konuyu bilmeye zorlar.
işe aldığınız kişiler önemlidir.
Ürününüzü seven kişileri işe alın. Konuyla alakalı geçmişi olmayabilir ama yapacağı işe, çalıştığı şirkete aşık olabilecek kişileri işe alın.
Kendinizden daha iyi kişileri tutun.
İlk izlenim önemlidir. İlk izlenimde bu kişiyi işe almalıyım dediğiniz kişileri alın.
Kendi yapmayacağınız şeyleri müşterilerinizden istemeyin.
Müşterilere ürününüzü deneme hakkı verin.
İşleri her zaman en tepeden halletmeye çalışmayın. Her zaman Genel Müdüre kadar ulaşmanıza gerek yok. Gerçek işi yapan gerçekten sonucu etkileyen alt kademe çalışanlara ulaşın.
Ve sonuncu olarak "bu iş yapmaz" diyenleri dinlemeyin. Unutmayın IBM'in chairman'i dünyadaki bilgisayar pazarını 5 olarak tahmin etmişti. 1995lerde kimse yeni bir arama motoruna ihtiyaç olacağını tahmin edemezdi.
İş dünyasına girişimci olarak atılmak isteyenler için Guy Kawasaki'nin "the art of start" kitabı sanırım çok yararlı olacaktır. Aynı zamanda youtube'den izleyebileceğiniz bir sunumuda mevcuttur. Guy Kawasaki macintosh bilgisayarlarının başarısında çok etkili bir isim ve şimdide "Garage Technology Ventures" şirketinin CEO'luğunu yapmakta. Yani garajda çıkıpta ileride çok para kazanacağını düşündüğü gençlere para sağlıyarak ortak olmaktadır.
Bir amacınız, mananız olsun
Sunumu özetleyecek olursak; Guy, yeni bir girişimcinin ilk önce bir amaç, bir mana bulmasının önemli oldugunu söylüyor. Dünyayı değiştirmek için çıkın diyor yola. Uzun, havalı misyon vizyon cümlelerinden bahsetmiyor. Gerçekten bir mana vermelisiniz işe. Bunun içinde 3 yol olabilir
1- Hayat kalitesi sağla: Mesela Macintosch'un yaptığı gibi. Mac. insanların daha yaratıcı olmalarını sağla prensibiyle gitti hep.
2- Bir yanlışı düzelt: Önceden DOS vardı ama yeterince kullanışlı değildi. Düzeltilmesi gerekiyordu. Linux, windows çıktı
3- İyi bir şeyin sonlanmasını engelle
Tabii ki her iş para kazanmak için yapılır ama amacınız bu olarak yola çıkmayın. Eğer bir mana kazanırsanız zaten para da kazanırsınız. Ama para kazanmak için çıkarsanız yanlış kişilerle çalışmaya başlarsınız.
"Mantra"nız olsun
Kısa sizi anlatan ve besimdeğiniz bir paralonız olsun. Net olsun , kısa olsun. Bütün çalışanlara, müşterilerinize sizi anlatabilecek akılda kalabilecek 2-3 kelimelik "neden varsınız", "duruşunuz nedir" sorularının cevabını alabileceğiniz bir mantra oluşturun.
mesela;
wendy's : sağlıklı fast food
FedEx : içiniz rahat olsun (aslında peace of mind ingilizcesi sanırım böyle tercüme edilebilir)
Nike: Authentic athletic performans yani güvenilir atletik performans
Mantranız çalışanlarınız için olmalı. Neden burada çalışıyorsunuz, şirketiniz ne yapıyor.
Farklı düşünün
Her zaman söylendiği gibi farklı düşünün. Bir şeyi daha iyi yapmak bir iş kolu değildir eğer 10 kat daha iyi yapmıyorsanız. Amazon.com 2000 analog kitap arşivinden 3000 analog kitap arşivine giderek başarı sağlmadı. 2000 analog kitap arşivinden 2 milyon dijital kitap arşivine giderek başarıyı yakaladı. Farklı düşünün.
İnsanları kutuplaştırın
İnsanları kutuplaştırmaktan korkmayın. İnsanlar bir ürünü çok sevebilirler diğerleri nefret edebilir önemli değil.
Ruh ikizinizi bulun
Sizi tamalayacak bir ortak bulun. Çok iyi bir mühendisseniz sizi tamamlayacak bir pazarlamacı bulun, çok iyi bir pazarlamacı ve mühendis bile olsanız bir operasyon ortağınız olsun. Bill Gates iseniz Steve Jobs'unuz olsun.
İş Planınız olsun
iş planını kesinlikle atlamayın. Benim müşterim kim ve parayı ondan nasıl alacağım kurgularını oluşturun
Mümkün olduğunca basit tutun
İş modelinizi kesinlikle kadınlara da sorun:)
KVG oluşturun
Kilometre taşları belirleyin.
Varsayımlarınızı yazın. Varsamyımlarınızı yazın ve test edin, kontrol edin
Görevler belirleyin. Ofis kirala gibi
10/20/30 kuralını uygulayın.
Bir sunum yapacağınız zaman etkili olmasına ve anlaşılmasına dikkat edin.
Sunumunuzda 10 slayt olsun
Sunumunuz 20 dakikada bitsin
Sunumunuzda en küçük font 30 olsun. Bu sizi sunuma az yazı koymaya ve konuyu bilmeye zorlar.
işe aldığınız kişiler önemlidir.
Ürününüzü seven kişileri işe alın. Konuyla alakalı geçmişi olmayabilir ama yapacağı işe, çalıştığı şirkete aşık olabilecek kişileri işe alın.
Kendinizden daha iyi kişileri tutun.
İlk izlenim önemlidir. İlk izlenimde bu kişiyi işe almalıyım dediğiniz kişileri alın.
Kendi yapmayacağınız şeyleri müşterilerinizden istemeyin.
Müşterilere ürününüzü deneme hakkı verin.
İşleri her zaman en tepeden halletmeye çalışmayın. Her zaman Genel Müdüre kadar ulaşmanıza gerek yok. Gerçek işi yapan gerçekten sonucu etkileyen alt kademe çalışanlara ulaşın.
Ve sonuncu olarak "bu iş yapmaz" diyenleri dinlemeyin. Unutmayın IBM'in chairman'i dünyadaki bilgisayar pazarını 5 olarak tahmin etmişti. 1995lerde kimse yeni bir arama motoruna ihtiyaç olacağını tahmin edemezdi.
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)

