Uyurken hangi pozisyonda yatılmalı?

Nefes alış verişlerimiz hayatımızda yaptığımız en önemli şey aslında :) Daha önce katıldıysanız meditasyon ve yoga'da nefes alış verişlerinin ne derece önemli olduğunu sanırım hocalarınız anlatmışlardır. :) İşte nefes alış verişlerinin uyku ve sağlık üzerine etkisi:

Bu yazıyı www.hekimce.com 'dan aldım. (20.02.2007 tarihli bir yazıydı) internette farklı kaynaklar bu yazıyı kullanmışlar. Asıl kaynağını ve yazarını bulamadım. Kendisi eğer bu yazıyı olurda görürse ve benimle irtibata geçerse keyifle adını eklerim :)


Yapılan araştırmalara göre yatış pozisyonunun doğru seçilmesi rahat bir uykuyu da beraberinde getiriyor. Uzmanlara göre rahat bir uyku için yatış pozisyonunu da doğru seçmek gerekiyor. Peki uyurken en faydalı yatış şekli hangisi?

Uzmanlara göre rahat bir uyku için yatış pozisyonunu da doğru seçmek gerekiyor. Bir tarafa yatarak uyuma durumunda, yatılan yöne bağlı olarak burun deliklerinden birisi tıkanıyor ve bu durumda solunum açık olan burun deliğinden yapılıyor. Uzmanlara göre, nefes alınan burun deliği ile beynin yarımküreleri ve sempatik-parasempatik sinir sistemleri arasında da ilişki bulunuyor.

Sağ tarafa yatılması durumunda:

Sağ burun deliği tıkanıyor, sol burun deliği açılıyor. Sol burundan yapılan nefes alma ile sağ beyin yarımküresinin aktivitesi artıyor. Sağ beyin yarımküresinin uyarılması, parasempatik sinir sistemimizin faaliyetlerini artırmasına, kalp hızımızın yavaşlamasına, tansiyonumuzun düşmesine ve mide-bağırsak faaliyetlerimizin yavaşlamasına neden oluyor. Dolayısıyla kalbimiz daha az yoruluyor, uykuya dalmamız daha kolaylaşıyor. Bu da uyku sırasında dinlenmenin daha iyi olmasını sağlıyor.

Sol Tarafa Yatılırsa Ne Olur?

Sol burun deliğinin tıkanması ile ise birlikte sağ burun deliğinden nefes alınması, sempatik sinir sisteminin faaliyetlerinde artışa yol açıyor. Bu durumda kişi heyecanlanmış gibi oluyor ve kalp atışlarındaki hızlanma ile kalp daha da yoruluyor. Bu yüzden uykuya dalma zorlaşıyor. Çünkü kalp atım hızının, tansiyonun, heyecan ve dikkatin artması uykuya engel olabiliyor. Sol tarafımız üzerine uyumada ise vücudumuz daha çok yıpranıyor.

Sırtüstü Veya Yüzüstü Yatınca:

Uzmanlara göre, yüzüstü yatmak zaten uzun süre mümkün değil. Kalp, akciğerler ve mide bu durumda baskı altında olduğu için, ciğerlerimiz ve midemiz sıkışıp rahatsızlık verebiliyor. Sırtüstü yatıldığında ise bu rahatsızlıklar olmayabiliyor. Ancak uykuya dalmada gecikme olabiliyor. Bu durum da vücudun tam dinlendirici bir uykuya geçmesine ve dinlenmesine engel olabiliyor. Çünkü bu durumda gündüz olduğu gibi iki burun açık oluyor ve parasempatik sistem uyarılamıyor. Ayrıca sırtüstü yatılması durumunda mide ve bağırsakların fonksiyonlarını gerçekleştirmesi biraz daha zorlaşıyor.

Uyurken En Faydalı Yöntem

En faydalı ve belki de en az zarar görebileceğimiz yatış pozisyonu ise “sağ yana yatarak ve ayakları vücuda doğru çekerek uyuma" şekli olarak belirtiliyor. Bu yatış seklinde hem mide ve bağırsaklar korunmakta, hem de sindirimin daha kolayca tamamlanması mümkün kılınıyor

körler ve fil


David A. Schmaltz’ın “Körler ve Fil” kitabını okudum ve sizler için özetini çıkarmaya çalıştım.

Kitap, günümüzde proje yönetiminin geleneksel metotlarına sorgu ile yaklaşıyor ve gelişen farklı ürünler ve hizmetler için beklentileri ne denli karşıladığını sorguluyor. Bu kitabı projelerle ve proje yönetimi ile ilgilenen kişilerin okumasını öneririm.

Etkili proje yönetimi için Schmaltz ilk adım olarak “emin olduğunuz her şeyi sorgulayın!” diyor.

Daha sonra da “eski” geleneksel yöntemlerin “yeni” projelerinizde basitçe yönetilmesinin ne derece mümkün olduğunu sorguluyor. Şöyle ki:

— Yönetimler, sabit bir yön çizmekte ve herkesin bu yönde gitmesini beklemektedir
— Finans kaynakları, bütçeye uygun ve zamanında bir performans bekleyerek geleneksel başarı kriterine bağlı kalmaktadır
—Denetçiler, zaman içinde çıkabilecek değişimleri bilmelerine rağmen, proje başlangıcında ayrıntılı planlar hazırlanmasındaki ısrarlarını sürdürmektedirler
—Yöneticiler, projelerdeki ilerlemeyi adım, adım izlemekte ve ekiplerin önceden saptanan yöntemlerdeki en ufak bir sapmayı açıklamalarını talep etmektedirler

Schmaltz bu sorgulamaların sonunda yeterli ilerleme sağlanamadığını, düş kırıklıkları yaşandığını söylüyor ve işler yoluna oturmuyor, mevcut durum ağır basıyor. Kimi yazarlar da bu projeleri “hayırsız “ olarak nitelendiriyor. Böylece asıl nokta gözden kaçıyor.

Yine kitapta geçen James Thurber’in örneğinde; büyük babasının otomobille ilgili öyküsünü aktarıyor. Büyük babası arabayı bir tür at olarak görmüş; denetlenemez ve aptal bir at. Otomobilin emirlere uyarak kendiliğinden dönmeyeceğini, araların atlardan farklı bir yöntemle yönetileceğini asla öğrenememiş ve ölürken yaptığı kazalar hakkında “salak” arabayı suçlamıştır. Bu örnekten yola çıkarak yolunda gitmeyen bu projelere “hayırsız” demek projelere gerektiği gibi yaklaşamadığınızı gösterdiğini öne sürüyor.

Mesela:

- Araziyi incelemeden harita hazırlıyoruz
- Sanki bu haritalar kanılardan çok bilgiye dayanıyormuş gibi uygulamaya koyuyoruz
- Bu hayali haritaları izlemeye başkalarını zorluyoruz
- Başarıya ulaşmak için ödül vaat ediyoruz
- Hedeflerden şaşanları cezalandırıyoruz

Vaatlerimiz ve tehditlerimiz çok çeşitli insanlık dışı davranışın gerekçesi olduğunu savunuyor. Örneğin:

— Gerçek sadakatin göstergesi olan gönüllü özveriler bekliyoruz
— Bağlılık nişanesi olarak kesin itaat bekliyoruz
— Tedbirli davranmak adına başkalarından kuşkulanıyoruz
— İnsanları birlikte iş yapmaya yüreklendirecekmiş gibi zorluyoruz
—Sanki motivasyon sağlayacakmış gibi cezalandırma yöntemleri seçiyoruz
—Harekete geçmelerini sağlamak amacıyla “ayaklarını ateşe tutuyoruz”

Schmaltz’a göre bu taktikler projeni başarısından ziyade mutsuzluğa yol açıyor. Diyor ki:

“Hayırsız projelerdeki” ihaneti kendimiz yaratıyoruz. Bunu deneyimlerimizi sadece başarıyı engellemekle kalmayıp anlamsızlığı da beraberinde getiren biçimde yorumlayarak yapıyoruz. “Kendi anlamsız deneyimlerimi kendi başıma yaratıyorsam güçsüz bir kurban durumuna düşerim. Bu ihanetin bir başka yerden kaynaklandığına inandığım sürece çözüm için bitmez tükenmez arayış içinde olacağım kesindir. Bunun benden kaynaklandığını kabullenirsem, bu zor deneyimlerin üstesinden gelme gücüne sahip olabilirim.”

Ama üstesinden gelebilmek, geçmişte kendimi güçlü hissetmemizi sağlayan kimi kavramları bırakmamı gerektirir. Kendimizi ya da bir başkasını yol üstündeki tedirgin edici bilgilerle karşılamaktan korumamızı sağlayacak şekilde önceden plan yapmanın mümkün olmadığını kabullendiğimizde inançlarımız yerle bir olur. Yalnızca projenin planlandığı biçimde gerçekleşmeyeceğinden emin olabiliriz, ödüller vaat ederek de başarıyı garantileyemeyiz, sapmalar aslında zararlı olmak yerine anlamlı başarıların göstergesi olabilirler.

Projemiz öyle bir dünyada oluşmaktadır ki artık:

—Kişisel özveri başarısızlığı engellemez.
—Kesin itaat başarıyı sağlamaz
—Başarısızlık birinin güvenilir olmaması anlamına gelmez
—Zorlama yetenekleri gölgeler
—Cezalandırma yada teşvik motivasyon sağlamaz

Bu değişimlerin sizi endişelendirmesi ve ürkütmesi normaldir. Özgüvenden ve inançlardan sapmanın bizi ürkütmesi ve kafa karıştırmazı gerekir. Başka hangi deneyim bizi emin olduğumuz kesinliklere meydan okumaya hazırlayabilir.






Beyninizi Genç Tutmak İçin Yenilikçi Bir Strateji


Neredeyse herkes orta yaşa ulaşmadan önce hafıza kaybının bir çeşidiyle mücadele eder. Hafıza kaybı yaşlanmanın kaçınılmaz sonucu değildir diyor “Hafızanın Kutsal Kitabı”nı yazan Dr. Gara Small. Bunun için gerekli olan bilgiyi de veriyor. Hafıza performansımızı hemen geliştirilebilir ve gelecekteki hafıza gerilemesini uzak tutabilir hatta önleyebiliriz. Kitaptaki bölümler kısaca şöyle

1. Düşündüğünüzden daha fazla kontrol imkânımız var

Beynimiz gerçekten yaşlanıyor mu? Yazar beyinin yaşlanmasıyla savaşmak için asla çok geç ve çok erken değildir diyor. Beyinlerimiz gençleşmez ama iyileşebilir!


2.Mevcut hafızanın ölçümü

Bir hafıza antrenmanı programına başlamak ve mantıklı hedefler koymak için mevcut nesnel ve öznel hafıza yeteneklerimizi ölçmemiz gerekir. Bunlarla ilgili testler kitapta yer almaktadır.


3.Bak, resmini çek, bağlantı kur: üç temel hafıza antrenman becerisi

Öğrenmek istediğiniz şeyi aktif olarak gözlemleyin. Hatırlamak istediğiniz görsel bilginin zihinsel bir resmini yaratın. Resimlere kişisel anlam vermek için ayrıntılar ekleyin. İlk imgeden başlayarak sonraki ile ilişkili olan imgelerle hatırlanacak şeyleri bir zincir içinde ilişkilendirin.


4.Stresi en aza indirin

Çoğumuzun yoğun, yaşamlarımızda yaşadığımız stresi azaltmak ve idare etmek muhtemel beyin yaşlanmasını yavaşlatır.


5.Zihinsel aerobik ile form tutun

Kendimize uygun zorluk derecesinden başlamak önemlidir. Hafıza değerlendirmesindeki puanları zorluk derecesini belirleyecektir. Kitapta bunla ilgili pek çok antrenman var.


6.Hafıza becerilerinizi temelin ötesinde geliştirin

Bak,resmini çek,bağlantı kur çabuk hafıza sonuçları sağlasa da çoğumuz bu beceriyi daha ileri taşımak isteyebiliriz.Uygulamak ve kullanmak isteyebileceğiniz daha ileri hafıza antrenmanları kitapta yer alıyor.

7.Sağlıklı besin diyetine hemen başlayın

Sağlıklı besin diyetine ne kadar erken başlarsak faydalarını o kadar çok toplarız. Kitapta bu diyetle ilgili pek çok bilgi, tarif ve yöntemler var.


8.Beyninizi koruyan bir yaşam tarzı seçin

Doğru şekilde yaşlanıp yaşlanmadığımız büyük ölçüde günlük yaşam tercihlerimizden ve onları yaşadığımız çevreye bağlıdır. Yaşam tarzı ve çevresel faktörler genetik faktörlerden
bir kademe daha önemlidir.

9.İlaçlar hakkında bilgilenin

Önümüzdeki on yıl yeni bilimsel teknolojiler ve eczacılık keşifleri ortaya çıkmaya devam ettikçe beyin yaşlanmasına karşı daha etkili adımlar atılacaktır.Bu ilaçlardan bilgili şekilde
yararlanmalıyız


10.İlk dokuz bölümü unutmayın!

Yaratıcılık hakkında


İşte Gizem Topgül'den çok güzel bir karakalem çalışması. Gizem'le aynı şirkette çalışıyoruz ve bir süredir de ortak projelerde görev alıyoruz. Kendisinin pek çok iyi yönünü biliyordum ama geçen gün çok iyi resim yaptığını da öğrendim. :) Hemen sizinle paylaşmak istedim.

Sıklıkla beyninizin sağ lobunu çalıştırıyorsanız (işlemsel veriler, analizler vb gibi işler yapıyorsanız), sol lobu için neler yapıyorsunuz? İşin özü şu ki sadece tek yanlı çalışan bir beyin doyum sağlayacak bir yaşam için yeterli gelmiyor. Her şeyden bir parça olmalı ki hayatımızda, yaşama yeni renkler katabilelim.

Yaratıcı yetkinliği düşük bir araştırma&geliştirme mühendisini düşünün, ne kadar iyi bir iş çıkartabilir, kendini çıkardığı işlerden ne derece tatmin edebilir?

"Yaratıcılık" kelimesi anlam olarak bir şeyleri yoktan üretmek, fikir oluşturmak gibi algılanıyor. Aslında biraz daha fazlası var. Yaratıcılığı gelişmiş insan, toplumun geri kalanı ile aynı şeye bakıp ondan çok farklı şeyler üretebilir, farklı tepkiler verir.

Pozitif yaratıcılıkda ise bu farklı tepkiler toplumun yararına yönelik olur. Örneğin arkadaşlarınızla beraber gezerken bir grup genç çocuğun boş boş ve canı sıkılır halde oturduğunu gördünüz. Arkadaşlarınız bu durumu kabul etmiş halde yollarına devam ettiler ama bu durum sizi rahatsız etti. Eve dönüp, duvar boyası fırçalarınızı ve boyalarınızı alıp aşağı indiniz. Çocuklarla beraber uzun zamandır kötü görünen bir duvarı renklendirdiniz. Böylece çocuklar sıkıntıdan, mahalle kötü görünen bir duvardan kurtuldu ve siz de bir işi tamamlamış olmanın keyfine vardınız.

Basit bir kaç adımla farklı düşünmeyi deneyebilirsiniz:


  • kötü çizdiğinize inansanız bile resim yapın!

  • daha önce giymeyi bile düşünmediğiniz kıyafetler giyin

  • dünyaya tersten bakın

  • başkasının gözünden olayları inceleyin

  • solaksanız sağ elinizle, sağ elinizi kullanıyorsanız sol elinizle bir şeyler yapmaya çalışın

  • bir çocukla oyun oynayın

  • asla olamayacağınız, gidemeyeceğiniz veya bulunamayacağınız yerleri hayal edin. (Einstein görelik kuramını bir ışık demetinin üzerine binip evrende gezerken hazırlamıştı!)

Einstein der ki problemler, onu üreten bakış açıları ile çözülemez...

Peynirimi Kim Kaptı?

Bende yakın zamanda okuduğum bir kitabın özetini sizlerle paylaşmak istedim.

Bu kitabı Bilgi üni. ders verirken Tufan Darbaz önermişti. Ben de sizlere önermekten çekinmeyeceğim ;)
" Peynirimi Kim Kaptı?" kitabı kısa ama öz bir kitap. Okumak yarım saatinizi bile almıyor ama sanırım içindekileri hazmetmek için bundan fazlasına ihtiyacınız var.

Hikayede 4 ana karakter var. İki fare ve iki insan. Bu karakterler bir labirent içinde yaşıyorlar ve tek görevleri var: peynir istasyonlarını bulup, peynirleri tüketmek.

Her sabah eşofmanlarını ve ayakkabılarını giyip labirent içinde koşarak peynir arıyorlar ve sonunda bir gün peynir istasyonunu buluyorlar. Peynir istasyonundaki peynir o kadar çok ki insanlar ayakkabılarını ve eşofmanlarını bir kenara atıp, istasyona taşınıp, orada yaşamaya başlıyorlar. Farelerse ayakkabılarını boyunlarını asıp peynirlerden yemeğe devam ediyorlar. Herkes çok mutlu...

Sonra bir sabah kalktıklarında peynirin tükenmiş olduğunu görüyorlar. Fareler tekrar ayakkabılarını giyip yeni peynir aramaya girişiyorlar. İnsanlarsa peynirlerini birinin aldığı sanıp duvar delip, yer kazıyorlar. Bir süre sonra peyniri bulamayınca da onun birinin aldığını ve eninde sonunda getireceğini düşünüp beklemeye başlıyorlar. (Haliyle hiç kimse bir şey getirmiyor)

En sonunda insanlardan biri bizde gidip arasak mı dediğinde diğeri onun gözünü korkutuyor. Labirent tehlikelerle dolu bir yer, burada kalmalılar ve peynirlerini beklemeliler. Bir süre daha dayandıktan sonra artık dayanamıyor ve oradan ayrılıyor.

Labirent içinde peyniri aradıkça fark ediyor ki peyniri aramak peyniri tüketmekten daha zevkli oluyor. Bu ona heyecan ve bir amaç veriyor.

Bir peynir istasyonu bulsa bile sürekli olarak ne kadar peynirinin kaldığını, peynirinin bozulup bozulmadığını, çevredeki diğer peynir istasyonlarının nerede oldukları ve hangi peynirin daha kaliteli olduğunu da araştırmaya başlıyor ve ayakkabılarını hiç bir zaman yanından ayırmıyor.

Diğer arkadaşımı mı... Onun bir gün kendisine katılmasını umuyor....

Kitap ne mi veriyor? Kendi adıma şunu söyleyeyim. Bazen yaptığımız işte mükemmel bile olsak, oradaki yeni fırsatların, karın ve olasılıkların azaldığını göremeyecek kadar körleşebiliriz. Bir konudaki uzmanlığımı bizim için avantaj değil de dezavantaj olabilir. Bu nedenle çevremizde neler oluyor, dünya nereye doğru gidiyor her zaman için kulaklarımızı ve gözlerimizi açmalıyız.

Herhangi bir iş alanında veya görevde tırnaklarımızı oraya geçirip sıkı sıkı tutunmak sanki gerekli bir şey gibi görünsede, bu çok doğru olmayabilir. Yeniliklerden ne kadar korksak da her zaman önümüzü açık tutmalıyız. Fırsatlar esnek olup, adapte olabilenler içindir...

Kitabı tavsiye ederim, hayatınıza renk katması için.

Kişisel hedef belirleme

Profil International insan kaynakları yönetimi firmasının ortaklarından Ayşe Öztuna'nın tekadres sitesinde yayınlanan kişisel hedef belirleme ile ilgili bir yazısını sizinle paylaşmak istedim.



2007’nin Hayatımızın En Güzel Yılı Olması İçin...



Her sene yeni yıla girerken hepimizin hedefleri olur ve hayatımızda bir çok şeyi değiştirmek, geliştirmek için kararlar alırız. Fakat bu gelişimleri ve değişimleri gerçekleştirebilecek tek kişi olan kendimizi değiştirmedikçe bir de bakarız ki hedeflerimizin bir çoğu daha Şubat ayında rafa kalkmış ve eski alışkanlıklarımızla sürdürdüğümüz hayatımız bir önceki yıldan farksız akıp gitmekte... Peki bu yılın diğerlerinden farklı olması ve hayallerimizi gerçekleştirmemiz, hedeflerimize ulaşmamız nasıl mümkün olabilir?

Öncelikle her şeyin güçlü bir niyetle başladığı gerçeğini kabul etmekte fayda var... Bu yılı belki de şu ana kadar yaşadığımız hayatımızın en iyi, en parlak, en mutlu yılı yapmaya, kendimizi tüm içtenliğimizle ifade edebildiğimiz ve yıllardır olmak istediğimiz insan olmaya, her sabah tutkuyla ve heyecanla güne başlamaya, her dakikayı keyifle, dolu dolu ve tanımladığımız en önemli amacımıza yönelik yaşamaya kararlı mıyız? Buna niyetimizi öncelikle tüm samimiyetimizle ortaya koyabilir miyiz? “Niyet” kendi kendimize söz vermek ve içimize günlük hayatımızda bizi yönlendirecek bir pusula yerleştirmek gibidir... Tabii kritik olan, hedeflerimize ulaşmamız ve arzu ettiğimiz gelişimi gerçekleştirmemiz için, istisnasız her gün bilinçle ortaya koyduğumuz niyetimizi azim, içten bir bağlılık ve disiplinle takip etmemiz gerekmekte olduğunu unutmamamız! Peki nasıl gerçekleştireceğiz bu hayallerimizi süsleyen yılı yaşama planımızı? Bu bilinçli niyeti içimize yerleştirmek için de yine bilinçli bir çaba sarfetmek gerektiği oldukça net herhalde çoğumuz için... Araştırmalar bir alışkanlığı ve davranışı değiştirmenin yirmisekiz gün alacağını söylüyor. Aynı şekilde bilinçli niyetimizi, gizli pusulamızı içimize yerleştirmenin de sadece yılbaşı gecesi dileklerimizle mümkün olmadığı yıllardır gerçekleşmeyen planlarımızı düşündüğümüzde net olarak görülmekte... Bu da zaten uzun zamandır çoğumuza artık bazı şeylerin farklı şekilde yapılması gerektiğini düşündürüyor olabilir! Her gün sabah ve akşam en az üç dakika niyetimize odaklanarak, gün içinde de niyetimizi hatırlatacak şeylere birkaç dakikamızı olsun ayırarak ciddi mesafe katedebileceğinizi söylesek acaba ilginizi çeker miydi ?

Eğer bu yıl hayallerimizi gerçekleştirmeye niyet ettiysek artık mutluluk için ön şartın da sorumluluğunu taşımanın zamanı gelmiş demektir! Nasıl mı? Belli bir miktar param olduğunda... Bir ev aldığımda... Okulu bitirdiğimde... İdeal kiloma indiğimde... İşe girdiğimde... gibi çeşitli koşullara bağlı ertelemenin aslında mutluluğumuzu da, hayallerimizi de ertelerken bizim anın gerçekliğini yaşamamızı da engellediğini anlamamızda büyük fayda var. Bu hayallere başka bir bakış açısıyla yaklaşmak, arkasında koştuğumuz şeyi yakaladığımızda ne hissedeceğimizi anlamak bizim aslında aradığımızın bir amaç veya bir sonuç olmadığını bir duygu olduğunu fark etmemizi sağlayacaktır. “Mutlu olmak” dediğimiz “sonuç” gerçekte nedir? Kendimizi sevilmiş, desteklenmiş, onaylanmış, ilgilenilmiş, güvende, değerli, güçlü, önemli, özel hissetmek midir? Bunu anlayabilmek için kendimize “hayallerime ulaştığımda nasıl hissedeceğimi düşünüyorum?” diye soralım. Bu noktada en belirleyici olan hayallerimizi bizden uzakta ve gelecekte gerçekleşebilecek güzel günler olmaktan çıkarıp, adeta gerçekleşmiş gibi hissedebilmek çünkü hayallerimizi gerçek yapabilmek için onlara inanmamız, inanmamız için de bilincimizin, bilinçaltımızın hatta tüm “hücrelerimizin” en derinliklerine kadar onlara ulaşmanın vereceği duyguyu işlememiz, yerleştirmemiz gerekmekte...

Bunu gerçekleştirdiğimizde kendimize soracağımız diğer soru: “Bu hayali gerçekleştirmek için hangi niteliklerimi geliştirmeliyim? Nasıl bir insan bunu kolaylıkla yapabilir?” olmalıdır. Hayalimizi gerçekleştirmek için hangi niteliklere sahip olmamız gerektiğini belirlediğimiz nokta da geriye sadece bu nitelikleri geliştirmek için gereken adımları atmak kalıyor. Örneğin en büyük arzunuz kendinize, ailenize, işe ve eğlenceye zaman ayırabileceğiniz dengeli bir yaşamsa, acaba geliştirmeniz gereken yeni yaklaşım daha planlı olmayı, daha disiplinli olmayı, belli önceliklerini tanımlamış olmayı ve bazen de “hayır” diyebilmeyi içeriyor mu? Her gün “davranışlarımızı geliştirdiğimiz” farkındalığı ile bu kritik olduğunu gördüğümüz niteliklerimizi beslediğimizde doğal olarak gitmek istediğimiz yöne doğru daha hızlı yol almak mümkün olabilir, değil mi?

Peki geçen sene de hedeflediğimiz bu hayallerimize neden kavuşamadık? Bu yıl hayallerimizi gerçekleştirmek için bizi nelerin engellediğini bilmemiz, bizi sınırlayan ve kendimizi iyi hissetmekten alıkoyan her ne ise bunun tam tersi bir niteliği bilinçli bir tercihle oluşturmamız gerçek farkı yaratabilir. Bizi engelleyen davranışlar herkes için farklı olsa da bazı alışkanlıklarımız var ki bir çoğumuzun ortaklaşa düştüğü tuzakların başında geliyor.

Bu yıl belki hayal bile edemediğimiz kadar güzel bir yılı yaşamamız için geliştirebileceğimiz tek şey olan kendimizi geliştirerek hayatımızın her anına bol “artı değer”ler katabilmeyi diliyoruz.

Ayşe Öztuna
Kurucu Ortak
Profil International



Kaynak:

Perspektifler sayfası: http://www.tekadres.com/Public/WebPages/Pages.aspx?pgId=18
http://www.profilinternational.com



Profil International 1991 yılından beri insan kaynakları yönetim danışmanlığı yapmaktadır. Özellikle orta ve üst düzey yönetici seçme ve yerleştirme ve organizasyonel gelişim konusunda uluslararası ve büyük Türk firmaları ile 16 yıldır işbirliği yapmaktadır.