* Muhasebe için bir nobel ödülü olduğundan haberim yoktu!Cuma, Mart 27, 2009
Muhasebecimle nasıl geçinirim?
* Muhasebe için bir nobel ödülü olduğundan haberim yoktu!Salı, Şubat 10, 2009
Bir Girişimci Macerası - Haydi şirket kuralım!

Girişimci olmaya karar verdiniz, iş fikriniz tamam, iş planınız hazır, bu işe para yatıracak kişiler hazır, nasıl çalışacağınız, ortaklarınız ve çalışanlarınız hazır. Mı?
Eğer değilse bu aşamada nasıl bir şirket kurmak gerektiği kesin olmayacaktır. Siz de o forum senin, bu muhasebeci benim gezer durursunuz. Herkesin fikrini alırsınız, kafanız dolar dolar dolar…
İhtiyaçlarınız şunlar:
- İşin sahibi siz misiniz? Yoksa ortaklarınız var mı?
Ortak konusunda daha detaylı yazacağım bir başka bölümde ama basitçe bir tanım yapalım. Ortak ya bu işe para yatıran kişidir veya işin bir kısmını yapan kişidir. Eş, dost veya sevdiğiniz bir arkadaşınız ortak olmaz. Eğer her şeyi kendiniz kuruyor, finanse ediyor ve çalıştırıyorsanız (taşeron kullanabilirsiniz) patron sizsiniz.
- İyi bir muhasebeciniz var mı?
Bir muhasebeci hayatınızı kurtarır ve karartabilir de
- Kurduğunuz iş fikrinin ayakları ne kadar yere basıyor. 1 yıl içinde tutmazsa kapatırım diyor musunuz?
İşte bunlar sizin kurduğunuz şirketin tipini doğrudan etkiler.
Çok fazla şirket tipi var. Hepsini tek tek anlatmayacağım, merak ediyorsanız da zaten pek çok internet sitesinde ne olduklarını nasıl kurulduklarını anlatmış. Ben size Tüccar - Tacir, limited ve anonim şirketten bahsedeceğim. Çünkü özel bir neden yoksa bunlardan birini seçeceksiniz.
Tüccar olmak, şahıs işletmesidir. Maliyeti çok düşüktür, hemen açar ve sonra da bir imza ile kapatırsınız. Muhasebe giderleriniz düşüktür. İyi ve tanıdık bir muhasebeciniz varsa 250 - 300 liraya 2 gün içinde kurarsınız. Bir imzayla da kapatırsınız. Eğer ki iş fikrinizin ayakları tam yere basmıyorsa bu seçeneği değerlendirin. Dezavantajı nedir? 1 - Gelir vergisi! Yani: (2008 yılı için) 0-7800 arası kar %15 7800-19800 arası kar %20 19800-44700 arası kar %27 44700 TL üstü kar ise %35 oranında vergilendiriliyor. Ama bir limited şirkette bu gelir vergisi %20, kardan bağımsız olarak! 2 - Tüm borçlardan şahsi olarak sorumlu olursunuz. Yani ödenmemiş bir senet sonrası evinize haciz gelebilir.
Limited şirket, ortak gereklidir. En az iki kişi ile kurulur. Kurulum süresi 2 gün ile 1 hafta arasında değişir. Kapatmak 1 yıldan uzun sürer. Kurulum maliyeti 1500 - 2000 lira arasında değişir. Muhasebeci giderleri daha yüksektir. Ama avantajı sınırlı sorumlusunuzdur. Yani şirket borçları şahıs borcu değildir. (vergi borçları dışında) Yani sadece sermaye ile sınırlı bir borç yükümlülüğü vardır. Dezavantajları: 1 - Kapatmak çok zordur 2 - Giderleri yüksektir 3 - sigortacılık, bankacılık gibi şeyleri yapamazsınız bu tip ile
Anonim şirket 5 ve daha fazla ortakla kurulur. Sermayesi ve doğal olarak giderleri çok yüksektir. Kapatma problemi bunda da vardır. Üstelik yönetim kurulu falan kurmak durumundasınız. Yani bu yazı dizisi için geçerli olmayan bir iş tipi. O yüzden detaylarını yazmayacağım.
Ticaret siciline kayıt olmak ne demektir. Bunu muhasebeciniz size soracaktır. Şahıs şirketleri ticaret siciline kayıt olmak zorunda değildir. Ancak limited de bu zorunludur. Ne getirir kayıt olmak? Unvan kullanabilirsiniz. İthalat ihracat yapabilirsiniz. Bunun karşılığında başta yaklaşık 200 lira ve sonrasında düzenli ödemeler yapmak zorunda kalırsınız.
SSK mı, Bağkur mu? Eğer işinizden ayrılırken 1 gün bile geçirmeden yeni işinizi kurup başvurursanız, SSK'dan devam edersiniz. Ne özelliği var derseniz, eğer ki şahıs şirketi kurduysanız, bir süre sonra herhangi bir nedenden ötürü tekrar maaşlı işe girerseniz iş yerinizi kapatmak zorunda kalmazsınız. Ama eğer ki Bağkur'luysanız, maaşlı çalıştığınızda SSK'ya kayıt gireceği için işinizi kapamak zorunda kalırsınız.
Ev - ofis çalışmak: Eğer ki oturduğunuz ev size aitse şahıs şirketi kurduğunuzda şirketinizi o adreste gösterirseniz stopaj ödemekten de (e haliyle kira da) kurtulmuş olursunuz.
Salı, Şubat 03, 2009
Bir Girişimci Macerası – İş Yerinden Ayrılmanın İncelikleri
Bu konuyu iki başlıkta incelemek gerekiyor. İşin teknik boyutu ve duygusal boyutu.
Önce duygusal yönüne değinelim:
Çalıştığınız iş yerinde uzun süreler çalıştıysanız, ilk işinizse, aslında sizi zorlayan pek bir şey de yoksa ve maceraperest değilseniz işten ayrılmaya karar vermek uzun sürer. Karar vermek için kıvrandığınız sürede de etraftan görüşlerini almak istedikçe de aklınız karışır. Çünkü size söyleyecekleri şey "delirdin mi güzelim işinden ayrılıyorsun" olur.
Moralinizi bozdukları için bu kişilere homurdanmayın. Çünkü içlerinden geçen neden her ne olursa olsun doğru söyledikleri noktalar var. Neden böyle diyorum?
Böyle diyorum çünkü uyanın ve pencerenin diğer tarafına da bakın. Alacağınız riskleri yeniden değerlendirin.
- Eğer ki önceden bağladığınız ve size aylık "düzenli" olarak minimum yaşama koşullarınızı sağlayacak bir geliriniz yoksa ikinci defa düşünün. Plansız yola çıkıyorsunuz
- Eğer ki 1 veya daha iyisi 2 yıl boyunca sizi idare edecek (sizi ve yeni kurduğunuz işi) birikiminiz yoksa ikinci defa düşünün. Yapmayı düşündüğünüz iş en kolay iş bile olsa oturması ve size gelir getirmesi 1 yılı bulacaktır.
- Eğer ki riskli bir yaşantınız varsa, (hasta yakın akrabalar, riskli bir işi olan eşiniz, eğitim giderleri olan çocuklar vb gibi ) ikinci defa düşünün. Çünkü bir birikiminiz olsa bile ani para çıkışları sizi zorlayacaktır.
- Eğer ki bir maddi destekçiniz yoksa iki defa düşünün. Çünkü insanlar bundan sonra sadece zeki olduğunuz için size ödeme yapmayacaklar.
- Eğer ki kolay sıkılan, bıkkın, koşturmacayı sevmeyen, rekabeti sevmeyen, satmak için işin peşinden gitmeyen ve insanları sevmeyen bir yapınız varsa ikinci defa düşünün. (vazgeçin demiyorum, çünkü insan davranışını isteklerine göre değiştirebilir.)
Bunların yanı sıra vazgeçip maaşlı işe dönmek istediğiniz de eski işinizin olanaklarını sağlamayan bir işe ya da pozisyona yerleştirilmenizde mümkün. Yani aynı yere dönemeyeceğinizi de bilin. Öte yandan burası Türkiye ve kriz eksik olmuyor. Yani uzun süreler iş de arayabilirsiniz.
Belki siz işinizden nefret ediyorsanız, çalışma şartlarınız kötüyse işten ayrılma kararı kolay gelecektir. Yine de iş yerinden ayrılırken kimseyi kırmamaya özen gösterin. Olur da bir gün onlara bir şey satmak veya yardım isteyebilirsiniz çünkü...
Uzun süreli bir yerde çalıştıysanız ve ayrılma düşleri başladıysa muhtemelen kıdem ve ihbar tazminatlarınızın peşine düşmek isteyeceksiniz. Bu da işin teknik yönü zaten.
4857 sayılı İş Kanunu bu konuda bir rehberdir ve kanunda her şey tek tek belirtilmiştir. Bu kanunu pek çok yerden okuyabilirsiniz.
Kıdem tazminatınızı alabilmeniz için iş verenin sizi işten çıkarması veya haklı nedenle iş akdini feshetmeniz gerekiyor.
Haklı nedenle iş akdinizi feshetmek ve kıdem tazminatınızı alabilmeniz için şu seçenekleriniz var:
- Kadınlar evlendikten 1 yıl içinde işten ayrılırsa kıdem tazminatlarını alabilirler
- Erkekler askere giderken kıdem tazminatlarını alabilirler
- Sağlık Sebepleri: İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa
- Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymayan Haller ve Benzerleri (işçinin kandırılması, dolandırılması, yalan bilgi verilmesi, cinsel taciz, hakaret, suça teşfik veya zorlama, ücretin az veya ödenmemesi gibi nedenler) İspat etmek zorunda olduğunuzu unutmayın!
- Zorlayıcı Sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını geciktirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa
Bunlardan dolayı ayrılırsanız kıdem tazminatınızı alabilirsiniz, ancak ihbar tazminatınızı alamazsınız.
Kendi isteğinizle işten ayrılırken ihbar süresini unutmayın. Yoksa kıdem tazminatını siz ödemek zorunda kalabilirsiniz :) Çoğu iş yeri zaten ben gideceğim dedinizde kapının önünde durmazlar.
Eğer ki işveren sizi işten çıkardıysa ve bu nedenler işveren tarafından haklı nedenler dışında bir nedense tazminatınızı alabilirsiniz. Yani iş yerinde küçülme olması, bölüm kapatılması, kriz nedeniyle işyerinin küçülmesi veya verimsiz çalıtığınız gibi nedenlerdir. Bunun dışında sizi işten atması için işe geç gelme, kanuni süreyi aşacak şekilde işe nedensiz gelmeme, işverene hakaret, iş yerinde çalışmama veya özel şeyler için zaman ayrılması gibi durumlarda işveren size bir şey ödemez!
İşverenin sizi işten çıkardığı durumlarda ihbar süreleri vardır. Eğer ki ihbar süresinden önce sizi göndermek isterse bu sürelerin karşılığına gelen ücretinizi verip gönderirler. Süreler:
0-6 ay için iki hafta
6 ay-1.5 yıl için dört hafta
1.5 yıl-3 yıl için altı hafta
3 yıl ve üzeri için sekiz hafta
Eğer yapabiliyorsanız işvereninizle anlaşın ve bir şekilde dostça ayrılmaya çalışın. Bu sizin ve gelecekteki işleriniz için iyi bir referans olur.
Sadece burada yazdıklarıma aldanıpta daha detaylı bilgi edinmekten kaçınmayın.
Burada yazdıklarımın sadece kişisel veriler olduğunu unutmayın. İş kanunu okuyun ve gerekiyorsa bir avukata danışın lütfen. İşinizi sağlam kazığa bağlamayı unutmayın!
Çarşamba, Ocak 28, 2009
Bir Girişimci Macerası – Ben Kimim?
Her şey tam da yolundayken, 2000–2001 yıllarında çalıştığım sektörde dünya çapında yaşanan kriz nedeniyle soğuk bir duş ile pembe rüyadan uyandırıldık. Uyandırıldık diyorum çünkü o günlerde bizim sektörde işten çıkarılmanın tek nedeni hırsızlık yapmak gibi adi bir nedenken, bir anda gruplar halinde işten çıkarılmalar başlamıştı. Hatta bu süreci yürütmeyi başaramayan (Aslında sizin büyük sandığınız ve uygulamada güdük kalan firmalar) bir anda elektrikleri kesip, ellerinde print alınmış kâğıtlar ile herkesi toplayıp, isim okudular ve geri kalanlar çalışmaya devam etsinler diyebilecek kadar da beceriksizdiler. Bu krizin sonucu olarak bizler de ya ücretsiz izine gönderildik veya iş arkadaşlarımızın çıkarılışlarını seyrettik. O an anlıyorsunuz ki eviniz zannettiğiniz iş yeriniz aslında sadece bir iş yeriymiş. Sizin de sadece zamanınız ve emeğiniz satılmış. Geri kalan Amerikan tarzı motivasyon araçları da arada eğitime giderek zaman geçirdiğiniz, hoş sosyalleşme aktiviteleriymiş.
Bu krizden sonra tepki olarak “kariyerim benim kontrolümde olmalı, suyun akışına kendimi bırakamam” fikri oturdu kafama. Bu nedenle de geniş bir alana, kolayca iş bulabileceğim bir pozisyona geçmeyi istedim. Bu nedenle de yine bulunduğum şirket içinde aslında eskiden yaptığım işle hiçbir alakası olmayan bir bölüme geçtim. Çalışma arkadaşlarım hala aynı bölümde ve hala iş yerinde çalışmaya devam ediyorlar desem çok da doğru olmaz. Bir kısmı kendi istekleri ile bir kısmı da kendilerinin dışında farklı iş tanımlarında çalışıyorlar. Ve tabiî ki bir kısmı işten çıktı.
Yeni bölümümde farklı şeyler yaşadım ve bir anda inanılmaz farklı şeyler görmeye, uygulamaya ve öğrenmeye başladım. Bunları yaparken de tabiî ki bir o kadar zorlandım. Çokça gözlemledim. Şu bir gerçek ki kariyer denen şeyi yönetim – yöneticilik üzerine kurmayı düşlüyorsanız birkaç alternatifiniz var:
- Akraba ilişkisi – çokça geçerli bir akçe! Kariyerinize genel müdür olarak bile başlatabilir!
- Aynı sınıf, okul veya yurt arkadaşlığı. Kariyeriniz GM olarak değil de GM yardımcısı veya direktör olarak başlayabilir!
- Sıkı çalışma, mükemmel iletişim teknikleri, iyi bir kişisel pazarlama. Bunu yapabilen az kişi gördüm ama her şey elinizde. Böylesine bir yükselme her zaman kalıcı olacaktır. Eğer bu konuda daha fazla teknik öğrenmek istiyorsanız “Never eat alone” kitabını okuyun. Hatta şu sıra Türkçesini de basmışlar. (Asla yalnız yeme)
Gözlemlediğim bir diğer şey de bazı insanların asla pes etmedikleri ve bu insanların eninde sonunda istediklerine ulaştıkları.
Bazen pazarlama bölümleri ile konuşurken “onlar mühendis”, “sen mühendissin belli” gibi şeyleri duyardım. Bunun en kötü ifade tarzı da “mühendisler ne anlar ki?” olanıdır. Ya da basit bir teknolojik ürünü satarken, ürünün temel özelliği olan bir özelliğe “aa bu teknik ben karışmam” diyenleri de oluyordu. Bunun üzerine kalktım MBA yaptım. Herhalde bir anlatmak istedikleri vardı da, mantığa sığmadığı için başka bir şey deniyorlardı. Ne deniyorlarmış öğreneyim dedim. Sonuçta MBA bitti ama benim gördüğüm tek şey, eğer iyi bir kişisel sunumunuz yoksa ve herkesle konuşacak bir konunuz, girişkenliğiniz yoksa sizi iletişimci, kaba tabirle satışçı veya pazarlamacı olarak görmüyorlar.
Hayatımın en ilginç deneyimini ise bir toplantı sırasında yaşadım. Dünyaca ünlü tedarikçimiz ve bizim mühendislik grubu bir toplantı yapıyordu. Tedarikçimizdekiler satış bölümünden gelmişlerdi. Aradaki en bariz fark, kadınların bakımlarında (saç, kıyafet, makyaj vb), erkeklerin ise takım elbiselerinde bangır bangır bağırıyordu. Hala bakıyorum da bu fark nereye gitsem aynı…
Eğer gerçekten ürettiğiniz bir şey yoksa kendinizi satmak zorundasınız. Kaba da olsa gerçek bu!
MBA sırasında birçok farklı alternatifle tanıştım. Girişimci destekleme programları, girişimciliği öven sözler. Acaba yapabilir miyim dedim. İlk adımlarım bu şekilde atılmış oldu. Düşünce sürecim ise şu şekilde gelişti:
— Çalıştığım iş yerinde sektörün doygunluğa ulaşması ile deneyimli çalışanın değeri çok azalmıştı. Gözlemlediğim kadarıyla deneyimli adam yerine üniversiteden yeni mezun birini koyup yarı maaşla çalıştırmak işlerine geliyordu
— Henüz 30’larımdaydım. Aynı yerde bir 10 yıl daha çalışabilecek miydim? Üstelik yukarı doğru yükselme fırsatı bile görünmezken?
— 40 yaşımda işten çıkarılırsam ne yapacaktım?
Bu ve buna benzer birkaç düşünce daha. Bir tarafta bir fırsat görünüyor ki yapması zor öte yandan ucu açık, diğer tarafta daha rahat gibi görünen ama ilerisi karanlık bir seçenek. Davranış tarzı olarak çok fazla girişimci yapım olmasa da şansımı denemek istedim. Davranışlar değişirler ve yönlendirilebilirler. Hem ne kaybedecektim, sıkışırsam nasılsa bir yere girerim dedim. Daha başlarken birkaç hata yaptım, onları devam eden safhada anlatacağım…
Devam edecek
Salı, Ocak 27, 2009
İş hayatı - Bodrolu veya Şahsi

- Ben kimim?
- İş yerinden ayrılma incelikleri
- Şirket tipleri, hangi şirketi kurmam lazım?
- Muhasebecimle nasıl geçinirim?
- Ortaklıklar, ortakla nasıl çalışılır?
- İş planı hazırlama
- Yatırımcı bulma
- İşi yürütme
- Satış nasıl yapmalıyım?
- Ne zaman dur demeliyim?
Başarılı veya başarısız her deneyim bir kazançtır. Bunları paylaşmamın nedeni bilmeyenlere bir fikir vermek, denemek isteyenlere de mini uyarılar yapmak.
Yolunuz açık olsun :)
Pazartesi, Kasım 17, 2008
“HAYATIN KAYNAĞI” – AYN RAND

Üniversiteden mezun olurken ne hayaller kuruyoruz değil mi? Sanki bütün dünya bizi bekliyor, işler bizi bekliyor, vazgeçilmeziz...Kimimiz gerçekten sevdiği işin yolunu tutmuş oluyor, kimimiz çeşitli zorunluluklarla, popüler olan mesleklere, daha çok para kazanacağımızı umduğumuz mesleklere yöneliyoruz. Sonra ne oluyor, bu meslekleri yaparken, kendimizi ilkelerimize, felsefemize, hayata bakışımıza aykırı durumlarda, ortamlarda, ilişkilerde buluyoruz. Çıkarlarımız devreye giriyor, ödün vermeye başlıyoruz inandığımız, benimsediğimiz tüm değerlerden, ufak hesaplar hayatımızın vazgeçilmez parçaları oluyor. Yalanlar söylüyoruz, kendimizi de etrafımızdakileri kandırdığımız gibi kandırıyoruz veya öyle yaptığımızı sanıyoruz...Yıllar böylece geçerken mutlu olduğumuzu zannediyoruz,“-mış” gibi yaşamak kolay görünüyor, herkes yansıttığımız gibi olduğumuzu düşünürken, biz de herkesin yansıttıkları gibi olduklarını düşünüyoruz. Böylece koskoca bir yalan dolan sarmalına kapılıyoruz. Herkes aldanıyor, aldatıyor...
Kimileriyse, bildikleri yolda ilerliyorlar. Nasıl başladılarsa o şekilde. Aşkla, tutkuyla bağlı oldukları şekilde. Hiç ödün vermeden. Herşeyi ama herşeyi göze alarak, ölümü bile...Kolay olmuyor tabii ki, uyumsuz algılanıyorlar, yalnız kalıyorlar, dışlanıyorlar, horlanıyorlar, kıskanılıyorlar. Kapılar yüzlerine kapanıyor, ayaklarına çelmeler takılıyor, sırtlarından vurmak, parlamalarına engel olmak amacıyla çamurlarla sıvamak için fırsat kollayanlar oluyor çevrelerinde. Ama onlar hiç yılmıyorlar, yollarından hiç şaşmıyorlar, başları dik ilerliyorlar, bir an bile tereddüt etmeksizin...
Sonunda ne oluyor? Kim kazanıyor? Gerçekten kazanan veya kaybeden var mı? Varsa da önemli mi?...
İşte bunları anlatıyor kitap, ustaca seçtiği karakterler ve özenle kurguladığı senaryosuyla.
Kesinlikle okumaya değer...
Acaba hangimiz ne kadar cesur olabiliyoruz hayatta?
Çarşamba, Ekim 15, 2008
Sinir Sistemi
Bedenin ihtiyaçlarını anlamak ve onların giderilip giderilmediğini hızlı bir şekilde kavramak için haberleşmeye ihtiyaç duyar. İşte sinirler bunun içindir. Beyin ve omurga ve sinirler sinir sistemini oluştururlar.
Kontrol merkezlerini bilgi kanallarından ayırt etmek için sinir sistemi iki alt sisteme bölünür:
- Merkezi sinir sistemi
- Periferal (çevresel) sinir sistemi

Merkezi sinir sistemi beyin ve onun doğal uzantısı olan omurgadan oluşur. Kafatası ve omurlar bu merkezi sistemin koruyucularıdır.
Periferal sinir sistemi bilgiyi alıp bir diğerine ileten sinirlerden oluşur. Bu yüz sinirleri kafatasında başlar ve biterler. Diğerleri beyine omurga vasıtası ile ulaşırlar. Periferal sinir sistemindeki sinirler iki kategoriye ayrılabilir:
- Somatik sinir sistemi
- Otonom sinir sistemi
Somatik sinir sistemindeki sinirler organizmanın dış dünya ile kurduğu ilişkiye katılırlar. Bedenin sayısız sensörlerinden aldıkları bilgiyi doğrudan beyine gönderirler. Bu sinirler aynı zamanda çevremizdeki hareketlere ve uyarıcı şeylere tepki vermemizi sağlar.
Hypothalamus tarafından kontrol edilen Otonom sinir sistemindeki sinirler de hayati bir takım iç fonksiyonların düzenlenmesinde etkilidir. İç denge, sindirim, kan akışı, solunum, salgılama ve hormonların salgılanmasında etkilidirler. Otonom sinir sistemi de iki bölümde incelenir:
- Sempatetik sinir sitemi
- Parasempatetik sinir
Her iki sinir sistemi kendine ait anatomik lokasyonu vardır ve ganglia adı verilen nöronlar ile yönettikleri organlar ile konuşurlar.
Sempatetik sinir sistemi organizmayı fiziksel ya da mental bir aktiviteye hazırlamak için harekete geçer. Bedenimiz ne zaman büyük bir stresle karşılaşsa sempatik sinir sistemi kaç veya savaş cevabını yönetir. Bronşları ve gözbebeklerini genişletir, kalp atışını ve solunum hızını arttırır ve terlemeyi ve büyük tansiyonu yükseltir. Öte yandan sinirim aktivitesini düşürür. İki nörotransmiter bu sistem ile doğrudan bağlantılıdır: adrenalin (epinefrin) ve norepinefrin.
Parasempatetik sinir sisteminin aktivasyonu beden fonksiyonlarında enerjiyi korumak için genel bir düşüşe neden olur. Sempatetik sinir sistemi ile her ne büyüyor, artıyor veya hızlanıyorsa, parasempatetik sinir sistemi le küçülür, azalır ve yavaşlar. Bu sinir sisteminin arttırdığı tek şey sindirim ve cinsel iştah fonksiyonlarıdır. Tek bir nörotransmiter bu sistem ile doğrudan bağlantılıdır: Asetilkolin {Aseltilkotin kasları tetikleyen ve belirli hormonların uyarılmasını sağlayan genişce dağılmış bir stimülatör nörotransmiterdir. Merkezi sinir sisteminde uyanıklık, dikkatlilik, sinir, kızgınlık, cinsellik ve susama gibi işlevler ile görevlidir.}
