Çarşamba, Aralık 09, 2009

Yaratıcılık; bazen hayat, bazen şirket kurtarır

Dünya Gazetesinden alıntıdır.




Yaratıcılığın iş dünyasındaki önemini vurgulamak, profesyonellere ve şirketlere yaratıcılığın neleri gerçekleştirebileceğini hatırlatmak daha çok fikrin doğmasına ve insanlığın daha hızlı gelişmesine ivme kazandıracaktır. İsveç asıllı yaratıcılık uzmanı Fredrik Haren, bu uğurda kitaplar yazıyor ve birçok ülkede konuşmalar yapıyor. Interesting.org adındaki şirketinin amacı, insanların profesyonel hayatta daha fazla yaratıcılıklarını kullanmalarını sağlamak, onlara yaratıcılık konusunda ilham vermek.


Yaratıcılık, her insanın az veya çok sahip olarak doğduğu bir yetenek. Ancak zamanla ailelerimizin, okulun ve toplumun koyduğu kurallarla kendimizi kısıtlıyoruz ve neler yapılabilir sorusundan çok, ne yapmalıyım sorusuna cevap arıyoruz. Milletlerarası yaratıcılığa bakış açışından farklar olsa da, en katı kurallı toplumdan en liberal topluma uyulması gereken kurallar, evde ve okulda, eğitim ve iş dünyasında alışılagelmiş kalıplar, bizleri birörnek olmaya zorluyor.
Dünyanın en yaratıcı insanları kimler? Daha doğrusu, "yaratıcı mısınız sorusuna farklı milletlerden insanlar nasıl cevap veriyorlar?


İzlandalılar, Amerikalılar ve Italyanlar bu sırayla kendilerini en yaratıcı tanımlayan milletler. Listenin en altında ise, Japonya ve Kore var. Bu, Batı'nın çok yaratıcı olup Doğu'nun yaratıcı olmadığını mı kanıtlıyor? Hayır. Sadece bakış açılarının ve kıyaslama kriterlerinin farklılığını gösteriyor. Örneğin, Amerikalı'ya "Yaratıcı mısın?" diye sorulduğunda, Amerikalı kendini kardeşiyle karşılaştırarak gururla "Yaratıcıyım" diyor. Ancak, aynı soruyu Koreli'ye sorduğunuzda cevap "Leonardo DaVinci kadar değil" oluyor. Kıyaslama kriterleri oldukça farklı.

Fikir nedir?
Yaratıcılığın kaynağı fikir. Fredrik Haren'e göre fikri, bir matematik formülüyle açıklamamız gerekse; formül Fikir = Kişi (Bilgi Birikimi + Yeni Bilgi).


Yani fikir, bir kişinin kendi bilgi birikimiyle yeni edindiği bilgiyi veya ilhamı birleştirip yeni birşey yaratması. Burada + veya birleştirmek büyük önem taşımakta. Kişinin yeniden tekerleği keşfetmesine gerek yok, ancak varolan birşeyin üzerine yeni birşey koyarak yeni bir fikir ortaya çıkarmak mümkün. Aslında, keşfetmenin formülü oldukça basit:


1. Diğerleri ne keşfetmiş bul;
2. Ne anlama geldiğini ve ne işe yaradığını anla;
3. Değişimin ne yönde olacağını kavra;
4. Harekete geç.

Tarihten İnovasyon Örneği
Tarihe baktığınızda birçok buluş varolan bir fikrin bir inovasyonla biraraya gelmesiyle ortaya çıkıyor. Örneğin ilk tren buna güzel bir örnek. Atların taşıma yapması için kullanılan demir yollarıyla yeni keşfedilen buharlı motorun birleştirilmesi sonucu bugünkü raylı taşımacılığın temeli atılmış. 1550'lerde Almanya'da tahtadan yapılmış yolların üzerinden atların çektiği vagonlarla taşımacılık yapılmaktaymış. Buharlı motorun 1800'lerin başında keşfiyle vagonları atlar yerine, buharla çalışan araçlar çekmeye başlamış. Böylece bugün dünyanın heryerinde yaygın olarak kullanılan tren, yolcu ve yük taşımacılığında yerini almıştır.


İlk yolcu trenleri üstü açık olduğundan ilk problem, tüten lokomotif dumanının arkadaki yolculara gelmesi olmuştur. Bacanın boyunun uzatılmasıyla bu problem çözülmüş, ancak trenin hızının artmasıyla yolcuların güvenliğini tehlikeye atan bir başka konu atlanmıştır. Almanya'da üstü açık olan hızlı trenden yolcular düşerek ölmüştür. Burada kişiler hız artışının ne tür tehlikeler getirebileceğini öngörememiş, bu hatanın bedeli ölümcül olmuştur.

Nokia Araba Üretse...
Farklı düşünceleri desteklemek ve yeniliklere kapıları açmak için farklı sektörlerden işe alım yapmak önemlidir. Yeni ve taze bir bakış açısı birçok inovasyona yol açabilir. Araba üreticilerinin mobil telefon şirketlerinden öğrenebilecekleri yenilikleri hayal edin. 15 yıldır hayatımınızda olan internet, araba sektörüne ne kadar girebildi? "Hiç!" dersek herhalde haksızlık yapmış olmayız. Oysa o kadar farklı uygulamalar yapılabilir ki saatlerimizi içinde geçirdiğimiz arabalarda. Örneğin farklı korna sesleri yüklenebilir; bluetooth ile diğer arabalarla iletişime geçilebilir; internete bağlanılabilir; birçok aplikasyon yüklenebilir. Ancak, araba üreticilerine düşünce tarzlarını değiştirmek ve dolayısıyla ürünlerini değiştirmek zor geliyor, hepimize zor geldiği gibi. Birey, alışkanlıklarına, kurallara ve grup içinde olmaya çok alışık. Bu alışkanlıklarımızı okulun ilk yıllarında almaya başlıyoruz, üniversiteden mezun olurken ise tamamen hayalgücümüzü diplomamızla değiş tokuş yapıp iş hayatına giriyoruz. İş hayatında bizden yaratıcı olmamız bekleniyor, oysa şirkette de yaratıcı olmaya yönelik herhangi bir eğitimden geçmiyoruz. Yıllar geçip de aynı sektörde kalınca da yaratıcılığımız iyice köreliyor; hep aynı kimlikle, aynı pencereden, aynı ürüne bakar hale geliyoruz.


İşe Alımda Yaratıcılık
Bazı şirketler bu durumdan şikayetçiler. Yaratıcı insanların çalıştığı, yaratıcılığı destekleyen bir şirket olarak anılmak istiyorlar. Yaratıcı insanları nasıl ayırdedebilirler? İşe alım süreçlerinde de yaratıcı bir süreç izlemeliler.


J.P. Guilford bu yaratıcı işe alımı 2. Dünya Savaşı'nda başarıyla gerçekleştirmiş bir psikolog. Savaş pilotu işe alımlarında emekli bir askerle beraber çalışması gerekmiş, henüz işin başında fikir ayrılığına düşünce ayrı ayrı aday seçmeye karar vermişler. Guilford, işe alımlarında zeka testi, kişilik testi ve yüzyüze görüşme sonrasında başarılı olacağına inandığı adayları seçmiş. Emekli asker ise, adaylarını seçerken bir tek soru sormuş: 'Almanya üzerinden geçerken, uçağınızın vurulmaması için ne yaparsınız?' İlk aşamada 'daha yükseğe uçarım' diyenlerin hepsini elemiş. Savaş pilotu kılavuzuna göre, 'Bilmiyorum,' 'Hızla dalış yaparım,' 'Zigzag yapmaya başlarım' gibi verilmemesi gereken cevapları verenleri işe almış. Sonuçta, Guilford'un seçtiği adayların hepsi ölmüş, emekli askerin adayları savaştan sağ dönmeyi başarmışlar. Nasıl?
Kılavuzu harfiyen takip edenler öngörülebilen askerler. Benzer kılavuzlar Almanların da elinde var, hayatta kalmayı başarmak için kılavuzun dışına çıkmak ve herkesten farklı düşünmek gerekli. Örneğin, Almanlar Amerikalıların kaçmak için yükseğe uçacağını bildiklerinden, bulutların üzerinde pusu kurup beklemişler. Klavuzun dediği gibi, yüksekten uçanlar en kolay vurulanlar olmuş.


Bu işe alım deneyimi Guilford'a, askerlerin savaştaki başarısı için ne kadar önemli olduğunu göstermiş. Daha sonra, Air Force için işe alım yaparken basit bir tuğla sorusuyla görüşmelerini sürdürmeye başlamış. 'Bir tuğla ile ne yaparsınız?' Kimi adaylar yazmaya bile fırsat vermeyecek hızda birçok fonksiyon sıralarken, diğerleri bir kullanım alanı bile söylemeden dakikalarca düşünmeye gerek duymuş. Belki bir tuğla ile nelerin yapılabileceği şirketi kurtaracak bir aktivite gibi görünmeyebilir ama kimin daha çözüm odaklı olduğu, kimin olayları farklı ele alma yeteneğine sahip olduğu bu ufak egzersizle kolaylıkla ortaya çıkabilir.


Yaratıcılık Öğrenilebilir mi?
Yaratıcılık uzun zamandır bastırılmış bir yeteneğimiz. Zaten içimizde olan bir özellik. Kiminde daha fazla kiminde daha az ama herkeste mevcut. Kimi işi, kişiliği ve hayata bakışı ile bu yeteneğini daha fazla kullanarak geliştirme şansına sahip olmuş, kimileri ise iyice unutmuş yaratıcılığının varolduğunu. Ancak, yaratıcılık da topluluk önünde konuşmak, yazı yazmak veya dans etmek gibi geliştirilebilir bir yetenek. Belki dünyanın en yaratıcı insanı olmazsınız ama farklı düşünen, farklı öneriler getiren ve çözümlere ulaşan biri olabilirsiniz. Pratik, yeteneği geliştirmenin en kestirme yoludur. Tabii değişmek istemek, herşeyin başında geliyor.

Cuma, Mart 27, 2009

Muhasebecimle nasıl geçinirim?

* Muhasebe için bir nobel ödülü olduğundan haberim yoktu!

Muhasebeciniz şirket kurmayı düşündüğünüz ilk andan itibaren çok önemli olan kişidir. Eğer iyi bir muhasebeciniz varsa (iyiden kastım sizi doğru yönlendirebilen, sadece işi teknik olarak bilen değil) hayatınız kurtulur. Teknik bilgiden yoksun ya da sizi boşlamış muhasebeciniz de sizi ilerde bekleyen vergi borçları ve davalara sürükler.

Öncelikle muhasebeciniz sizin hangi şirketi kurmanız gerektiği konusunda yönlendirir. Böylece hala kafanızda soru işaretleri varsa, onları aydınlatan kişi olacaktır.

Sizin için faturaları alabilir, vergi levhanızı alabilir ve vergi dairesindeki işlemlerden sizi kurtarabilir.

Vergi dairesinden gelen kişiyle nasıl konuşmanız gerektiğini ve neler yapmanız gerektiği konusunda da sizi bilgilendirir.

Sizi gereksiz masraflardan kurtarır. Örneğin ithalat ihracatı yapmayacaksanız sizi ticaret siciline kaydettirmez. (Gerçi bu durumda ünvanda alamazsınız)

Saha tecrübeleri fazla olduğu için (çok fazla firma ve iş gördüklerinden) sizin iş fikrinin tutup tutmayacağını da söyleyebilir. Özellikle sponsor arıyorsanız ve kredi alacaksanız ilk önce muhasebecinize danışmanızı söyleyebilirim. Onun cevabının aynısını vereceklerdir.

ve son olarak: siz o ay bir şey kazanamasanız da muhasebecinize ödeme yapmanız gerektiğini unutmayın. O sizin ne kadar kazandığınızla ölçülendirilen bir iş yapmaz. Bütçe planlarınıza bunu koymayı unutmayın.

Bunun yanı sıra bazı şeyleri yapmayacaktır, yapmadığı ama sizin yapmak zorunda olduğunuz şeyler için bilgi alın. Örneğin vergi borcunun yatırılması ve tabiki ne zaman yatırılması gerektiği gibi....

Salı, Şubat 10, 2009

Bir Girişimci Macerası - Haydi şirket kuralım!



Girişimci olmaya karar verdiniz, iş fikriniz tamam, iş planınız hazır, bu işe para yatıracak kişiler hazır, nasıl çalışacağınız, ortaklarınız ve çalışanlarınız hazır. Mı?

Eğer değilse bu aşamada nasıl bir şirket kurmak gerektiği kesin olmayacaktır. Siz de o forum senin, bu muhasebeci benim gezer durursunuz. Herkesin fikrini alırsınız, kafanız dolar dolar dolar…

İhtiyaçlarınız şunlar:

- İşin sahibi siz misiniz? Yoksa ortaklarınız var mı?
Ortak konusunda daha detaylı yazacağım bir başka bölümde ama basitçe bir tanım yapalım. Ortak ya bu işe para yatıran kişidir veya işin bir kısmını yapan kişidir. Eş, dost veya sevdiğiniz bir arkadaşınız ortak olmaz. Eğer her şeyi kendiniz kuruyor, finanse ediyor ve çalıştırıyorsanız (taşeron kullanabilirsiniz) patron sizsiniz.

- İyi bir muhasebeciniz var mı?
Bir muhasebeci hayatınızı kurtarır ve karartabilir de

- Kurduğunuz iş fikrinin ayakları ne kadar yere basıyor. 1 yıl içinde tutmazsa kapatırım diyor musunuz?

İşte bunlar sizin kurduğunuz şirketin tipini doğrudan etkiler.

Çok fazla şirket tipi var. Hepsini tek tek anlatmayacağım, merak ediyorsanız da zaten pek çok internet sitesinde ne olduklarını nasıl kurulduklarını anlatmış. Ben size Tüccar - Tacir, limited ve anonim şirketten bahsedeceğim. Çünkü özel bir neden yoksa bunlardan birini seçeceksiniz.

Tüccar olmak, şahıs işletmesidir. Maliyeti çok düşüktür, hemen açar ve sonra da bir imza ile kapatırsınız. Muhasebe giderleriniz düşüktür. İyi ve tanıdık bir muhasebeciniz varsa 250 - 300 liraya 2 gün içinde kurarsınız. Bir imzayla da kapatırsınız. Eğer ki iş fikrinizin ayakları tam yere basmıyorsa bu seçeneği değerlendirin. Dezavantajı nedir? 1 - Gelir vergisi! Yani: (2008 yılı için) 0-7800 arası kar %15 7800-19800 arası kar %20 19800-44700 arası kar %27 44700 TL üstü kar ise %35 oranında vergilendiriliyor. Ama bir limited şirkette bu gelir vergisi %20, kardan bağımsız olarak! 2 - Tüm borçlardan şahsi olarak sorumlu olursunuz. Yani ödenmemiş bir senet sonrası evinize haciz gelebilir.

Limited şirket, ortak gereklidir. En az iki kişi ile kurulur. Kurulum süresi 2 gün ile 1 hafta arasında değişir. Kapatmak 1 yıldan uzun sürer. Kurulum maliyeti 1500 - 2000 lira arasında değişir. Muhasebeci giderleri daha yüksektir. Ama avantajı sınırlı sorumlusunuzdur. Yani şirket borçları şahıs borcu değildir. (vergi borçları dışında) Yani sadece sermaye ile sınırlı bir borç yükümlülüğü vardır. Dezavantajları: 1 - Kapatmak çok zordur 2 - Giderleri yüksektir 3 - sigortacılık, bankacılık gibi şeyleri yapamazsınız bu tip ile

Anonim şirket 5 ve daha fazla ortakla kurulur. Sermayesi ve doğal olarak giderleri çok yüksektir. Kapatma problemi bunda da vardır. Üstelik yönetim kurulu falan kurmak durumundasınız. Yani bu yazı dizisi için geçerli olmayan bir iş tipi. O yüzden detaylarını yazmayacağım.

Ticaret siciline kayıt olmak ne demektir. Bunu muhasebeciniz size soracaktır. Şahıs şirketleri ticaret siciline kayıt olmak zorunda değildir. Ancak limited de bu zorunludur. Ne getirir kayıt olmak? Unvan kullanabilirsiniz. İthalat ihracat yapabilirsiniz. Bunun karşılığında başta yaklaşık 200 lira ve sonrasında düzenli ödemeler yapmak zorunda kalırsınız.

SSK mı, Bağkur mu? Eğer işinizden ayrılırken 1 gün bile geçirmeden yeni işinizi kurup başvurursanız, SSK'dan devam edersiniz. Ne özelliği var derseniz, eğer ki şahıs şirketi kurduysanız, bir süre sonra herhangi bir nedenden ötürü tekrar maaşlı işe girerseniz iş yerinizi kapatmak zorunda kalmazsınız. Ama eğer ki Bağkur'luysanız, maaşlı çalıştığınızda SSK'ya kayıt gireceği için işinizi kapamak zorunda kalırsınız.

Ev - ofis çalışmak: Eğer ki oturduğunuz ev size aitse şahıs şirketi kurduğunuzda şirketinizi o adreste gösterirseniz stopaj ödemekten de (e haliyle kira da) kurtulmuş olursunuz.

Salı, Şubat 03, 2009

Bir Girişimci Macerası – İş Yerinden Ayrılmanın İncelikleri

Bir girişimci olmaya karar verdiniz ve kafanızda (aslında yazılı olsa daha iyi olur ama...) bir iş planı da yaptınız. İş Planının nasıl yapıldığını daha sonra detayları ile anlatacağım. Bir sonraki adımınız mevcut işinizden ayrılmak!

Bu konuyu iki başlıkta incelemek gerekiyor. İşin teknik boyutu ve duygusal boyutu.

Önce duygusal yönüne değinelim:

Çalıştığınız iş yerinde uzun süreler çalıştıysanız, ilk işinizse, aslında sizi zorlayan pek bir şey de yoksa ve maceraperest değilseniz işten ayrılmaya karar vermek uzun sürer. Karar vermek için kıvrandığınız sürede de etraftan görüşlerini almak istedikçe de aklınız karışır. Çünkü size söyleyecekleri şey "delirdin mi güzelim işinden ayrılıyorsun" olur.

Moralinizi bozdukları için bu kişilere homurdanmayın. Çünkü içlerinden geçen neden her ne olursa olsun doğru söyledikleri noktalar var. Neden böyle diyorum?

Böyle diyorum çünkü uyanın ve pencerenin diğer tarafına da bakın. Alacağınız riskleri yeniden değerlendirin.

- Eğer ki önceden bağladığınız ve size aylık "düzenli" olarak minimum yaşama koşullarınızı sağlayacak bir geliriniz yoksa ikinci defa düşünün. Plansız yola çıkıyorsunuz
- Eğer ki 1 veya daha iyisi 2 yıl boyunca sizi idare edecek (sizi ve yeni kurduğunuz işi) birikiminiz yoksa ikinci defa düşünün. Yapmayı düşündüğünüz iş en kolay iş bile olsa oturması ve size gelir getirmesi 1 yılı bulacaktır.
- Eğer ki riskli bir yaşantınız varsa, (hasta yakın akrabalar, riskli bir işi olan eşiniz, eğitim giderleri olan çocuklar vb gibi ) ikinci defa düşünün. Çünkü bir birikiminiz olsa bile ani para çıkışları sizi zorlayacaktır.
- Eğer ki bir maddi destekçiniz yoksa iki defa düşünün. Çünkü insanlar bundan sonra sadece zeki olduğunuz için size ödeme yapmayacaklar.
- Eğer ki kolay sıkılan, bıkkın, koşturmacayı sevmeyen, rekabeti sevmeyen, satmak için işin peşinden gitmeyen ve insanları sevmeyen bir yapınız varsa ikinci defa düşünün. (vazgeçin demiyorum, çünkü insan davranışını isteklerine göre değiştirebilir.)

Bunların yanı sıra vazgeçip maaşlı işe dönmek istediğiniz de eski işinizin olanaklarını sağlamayan bir işe ya da pozisyona yerleştirilmenizde mümkün. Yani aynı yere dönemeyeceğinizi de bilin. Öte yandan burası Türkiye ve kriz eksik olmuyor. Yani uzun süreler iş de arayabilirsiniz.

Belki siz işinizden nefret ediyorsanız, çalışma şartlarınız kötüyse işten ayrılma kararı kolay gelecektir. Yine de iş yerinden ayrılırken kimseyi kırmamaya özen gösterin. Olur da bir gün onlara bir şey satmak veya yardım isteyebilirsiniz çünkü...

Uzun süreli bir yerde çalıştıysanız ve ayrılma düşleri başladıysa muhtemelen kıdem ve ihbar tazminatlarınızın peşine düşmek isteyeceksiniz. Bu da işin teknik yönü zaten.

4857 sayılı İş Kanunu bu konuda bir rehberdir ve kanunda her şey tek tek belirtilmiştir. Bu kanunu pek çok yerden okuyabilirsiniz.

Kıdem tazminatınızı alabilmeniz için iş verenin sizi işten çıkarması veya haklı nedenle iş akdini feshetmeniz gerekiyor.

Haklı nedenle iş akdinizi feshetmek ve kıdem tazminatınızı alabilmeniz için şu seçenekleriniz var:

- Kadınlar evlendikten 1 yıl içinde işten ayrılırsa kıdem tazminatlarını alabilirler
- Erkekler askere giderken kıdem tazminatlarını alabilirler
- Sağlık Sebepleri: İş sözleşmesinin konusu olan işin yapılması işin niteliğinden doğan bir sebeple işçinin sağlığı veya yaşayışı için tehlikeli olursa. İşçinin sürekli olarak yakından ve doğrudan buluşup görüştüğü işveren yahut başka bir işçi bulaşıcı veya işçinin işi ile bağdaşmayan bir hastalığa tutulursa
- Ahlak ve İyi Niyet Kurallarına Uymayan Haller ve Benzerleri (işçinin kandırılması, dolandırılması, yalan bilgi verilmesi, cinsel taciz, hakaret, suça teşfik veya zorlama, ücretin az veya ödenmemesi gibi nedenler) İspat etmek zorunda olduğunuzu unutmayın!
- Zorlayıcı Sebepler: İşçinin çalıştığı işyerinde bir haftadan fazla süre ile işin durmasını geciktirecek zorlayıcı sebepler ortaya çıkarsa

Bunlardan dolayı ayrılırsanız kıdem tazminatınızı alabilirsiniz, ancak ihbar tazminatınızı alamazsınız.

Kendi isteğinizle işten ayrılırken ihbar süresini unutmayın. Yoksa kıdem tazminatını siz ödemek zorunda kalabilirsiniz :) Çoğu iş yeri zaten ben gideceğim dedinizde kapının önünde durmazlar.

Eğer ki işveren sizi işten çıkardıysa ve bu nedenler işveren tarafından haklı nedenler dışında bir nedense tazminatınızı alabilirsiniz. Yani iş yerinde küçülme olması, bölüm kapatılması, kriz nedeniyle işyerinin küçülmesi veya verimsiz çalıtığınız gibi nedenlerdir. Bunun dışında sizi işten atması için işe geç gelme, kanuni süreyi aşacak şekilde işe nedensiz gelmeme, işverene hakaret, iş yerinde çalışmama veya özel şeyler için zaman ayrılması gibi durumlarda işveren size bir şey ödemez!

İşverenin sizi işten çıkardığı durumlarda ihbar süreleri vardır. Eğer ki ihbar süresinden önce sizi göndermek isterse bu sürelerin karşılığına gelen ücretinizi verip gönderirler. Süreler:

0-6 ay için iki hafta
6 ay-1.5 yıl için dört hafta
1.5 yıl-3 yıl için altı hafta
3 yıl ve üzeri için sekiz hafta

Eğer yapabiliyorsanız işvereninizle anlaşın ve bir şekilde dostça ayrılmaya çalışın. Bu sizin ve gelecekteki işleriniz için iyi bir referans olur.

Sadece burada yazdıklarıma aldanıpta daha detaylı bilgi edinmekten kaçınmayın.

Burada yazdıklarımın sadece kişisel veriler olduğunu unutmayın. İş kanunu okuyun ve gerekiyorsa bir avukata danışın lütfen. İşinizi sağlam kazığa bağlamayı unutmayın!

Çarşamba, Ocak 28, 2009

Bir Girişimci Macerası – Ben Kimim?

Üniversiteden mühendislik bölümünden mezun oldum ve hemen iş hayatına girdim. Şanslıydım ilk iş yerim saygı uyandıran, maaş açısından tatmin eden ve gelecek vadeden bir yerdi. O yüzden uzun yıllar aynı yerde, ama farklı binalarda ve birçok farklı iş tanımında çalıştım. Bu nedenle de yıllar boyunca dışarıda bir yer bakınmadım, ya da kendiliğinden çıkan fırsatları değerlendirmek için bir neden bulamadım.

Her şey tam da yolundayken, 2000–2001 yıllarında çalıştığım sektörde dünya çapında yaşanan kriz nedeniyle soğuk bir duş ile pembe rüyadan uyandırıldık. Uyandırıldık diyorum çünkü o günlerde bizim sektörde işten çıkarılmanın tek nedeni hırsızlık yapmak gibi adi bir nedenken, bir anda gruplar halinde işten çıkarılmalar başlamıştı. Hatta bu süreci yürütmeyi başaramayan (Aslında sizin büyük sandığınız ve uygulamada güdük kalan firmalar) bir anda elektrikleri kesip, ellerinde print alınmış kâğıtlar ile herkesi toplayıp, isim okudular ve geri kalanlar çalışmaya devam etsinler diyebilecek kadar da beceriksizdiler. Bu krizin sonucu olarak bizler de ya ücretsiz izine gönderildik veya iş arkadaşlarımızın çıkarılışlarını seyrettik. O an anlıyorsunuz ki eviniz zannettiğiniz iş yeriniz aslında sadece bir iş yeriymiş. Sizin de sadece zamanınız ve emeğiniz satılmış. Geri kalan Amerikan tarzı motivasyon araçları da arada eğitime giderek zaman geçirdiğiniz, hoş sosyalleşme aktiviteleriymiş.

Bu krizden sonra tepki olarak “kariyerim benim kontrolümde olmalı, suyun akışına kendimi bırakamam” fikri oturdu kafama. Bu nedenle de geniş bir alana, kolayca iş bulabileceğim bir pozisyona geçmeyi istedim. Bu nedenle de yine bulunduğum şirket içinde aslında eskiden yaptığım işle hiçbir alakası olmayan bir bölüme geçtim. Çalışma arkadaşlarım hala aynı bölümde ve hala iş yerinde çalışmaya devam ediyorlar desem çok da doğru olmaz. Bir kısmı kendi istekleri ile bir kısmı da kendilerinin dışında farklı iş tanımlarında çalışıyorlar. Ve tabiî ki bir kısmı işten çıktı.

Yeni bölümümde farklı şeyler yaşadım ve bir anda inanılmaz farklı şeyler görmeye, uygulamaya ve öğrenmeye başladım. Bunları yaparken de tabiî ki bir o kadar zorlandım. Çokça gözlemledim. Şu bir gerçek ki kariyer denen şeyi yönetim – yöneticilik üzerine kurmayı düşlüyorsanız birkaç alternatifiniz var:

- Akraba ilişkisi – çokça geçerli bir akçe! Kariyerinize genel müdür olarak bile başlatabilir!
- Aynı sınıf, okul veya yurt arkadaşlığı. Kariyeriniz GM olarak değil de GM yardımcısı veya direktör olarak başlayabilir!
- Sıkı çalışma, mükemmel iletişim teknikleri, iyi bir kişisel pazarlama. Bunu yapabilen az kişi gördüm ama her şey elinizde. Böylesine bir yükselme her zaman kalıcı olacaktır. Eğer bu konuda daha fazla teknik öğrenmek istiyorsanız “Never eat alone” kitabını okuyun. Hatta şu sıra Türkçesini de basmışlar. (Asla yalnız yeme)

Gözlemlediğim bir diğer şey de bazı insanların asla pes etmedikleri ve bu insanların eninde sonunda istediklerine ulaştıkları.

Bazen pazarlama bölümleri ile konuşurken “onlar mühendis”, “sen mühendissin belli” gibi şeyleri duyardım. Bunun en kötü ifade tarzı da “mühendisler ne anlar ki?” olanıdır. Ya da basit bir teknolojik ürünü satarken, ürünün temel özelliği olan bir özelliğe “aa bu teknik ben karışmam” diyenleri de oluyordu. Bunun üzerine kalktım MBA yaptım. Herhalde bir anlatmak istedikleri vardı da, mantığa sığmadığı için başka bir şey deniyorlardı. Ne deniyorlarmış öğreneyim dedim. Sonuçta MBA bitti ama benim gördüğüm tek şey, eğer iyi bir kişisel sunumunuz yoksa ve herkesle konuşacak bir konunuz, girişkenliğiniz yoksa sizi iletişimci, kaba tabirle satışçı veya pazarlamacı olarak görmüyorlar.

Hayatımın en ilginç deneyimini ise bir toplantı sırasında yaşadım. Dünyaca ünlü tedarikçimiz ve bizim mühendislik grubu bir toplantı yapıyordu. Tedarikçimizdekiler satış bölümünden gelmişlerdi. Aradaki en bariz fark, kadınların bakımlarında (saç, kıyafet, makyaj vb), erkeklerin ise takım elbiselerinde bangır bangır bağırıyordu. Hala bakıyorum da bu fark nereye gitsem aynı…

Eğer gerçekten ürettiğiniz bir şey yoksa kendinizi satmak zorundasınız. Kaba da olsa gerçek bu!

MBA sırasında birçok farklı alternatifle tanıştım. Girişimci destekleme programları, girişimciliği öven sözler. Acaba yapabilir miyim dedim. İlk adımlarım bu şekilde atılmış oldu. Düşünce sürecim ise şu şekilde gelişti:

— Çalıştığım iş yerinde sektörün doygunluğa ulaşması ile deneyimli çalışanın değeri çok azalmıştı. Gözlemlediğim kadarıyla deneyimli adam yerine üniversiteden yeni mezun birini koyup yarı maaşla çalıştırmak işlerine geliyordu
— Henüz 30’larımdaydım. Aynı yerde bir 10 yıl daha çalışabilecek miydim? Üstelik yukarı doğru yükselme fırsatı bile görünmezken?
— 40 yaşımda işten çıkarılırsam ne yapacaktım?

Bu ve buna benzer birkaç düşünce daha. Bir tarafta bir fırsat görünüyor ki yapması zor öte yandan ucu açık, diğer tarafta daha rahat gibi görünen ama ilerisi karanlık bir seçenek. Davranış tarzı olarak çok fazla girişimci yapım olmasa da şansımı denemek istedim. Davranışlar değişirler ve yönlendirilebilirler. Hem ne kaybedecektim, sıkışırsam nasılsa bir yere girerim dedim. Daha başlarken birkaç hata yaptım, onları devam eden safhada anlatacağım…

Devam edecek

Salı, Ocak 27, 2009

İş hayatı - Bodrolu veya Şahsi


Bir süredir kendi işimi kurma çabası içindeydim. Bir yıllık bu süreç sonunda tekrar bodrolu hayata geri döndüm denebilir. (Denebilir kısmını açmak lazım sonra) Bu sürecimi de sizlerle paylaşıp, neler yaşadığımı gözlemlemenizi isterim :) Ama şimdi değil, bunu bir yazı dizisi şeklinde hazırlayacağım ve hepsi birebir yaşanmış deneyimler olacak. Bu hafta başlıyorum.
Yazımda neler olacak:
  • Ben kimim?
  • İş yerinden ayrılma incelikleri
  • Şirket tipleri, hangi şirketi kurmam lazım?
  • Muhasebecimle nasıl geçinirim?
  • Ortaklıklar, ortakla nasıl çalışılır?
  • İş planı hazırlama
  • Yatırımcı bulma
  • İşi yürütme
  • Satış nasıl yapmalıyım?
  • Ne zaman dur demeliyim?

Başarılı veya başarısız her deneyim bir kazançtır. Bunları paylaşmamın nedeni bilmeyenlere bir fikir vermek, denemek isteyenlere de mini uyarılar yapmak.

Yolunuz açık olsun :)

Pazartesi, Kasım 17, 2008

“HAYATIN KAYNAĞI” – AYN RAND


Kitabı şöyle bir incelemek için elime aldığımda, 925 sayfayı bir bardak su gibi bir dikişte içip bitireceğimi düşünemezdim. Ama konu o kadar iddialı, kitap hayatın bize sunduklarını ve bizlerin bunlar karşısındaki tutumunu o kadar güzel anlatıyor, öyle güzel bir bakış açısıyla işliyor ki, ortasında bırakıp gidemezdim. Sonunu görmeliydim.

Üniversiteden mezun olurken ne hayaller kuruyoruz değil mi? Sanki bütün dünya bizi bekliyor, işler bizi bekliyor, vazgeçilmeziz...Kimimiz gerçekten sevdiği işin yolunu tutmuş oluyor, kimimiz çeşitli zorunluluklarla, popüler olan mesleklere, daha çok para kazanacağımızı umduğumuz mesleklere yöneliyoruz. Sonra ne oluyor, bu meslekleri yaparken, kendimizi ilkelerimize, felsefemize, hayata bakışımıza aykırı durumlarda, ortamlarda, ilişkilerde buluyoruz. Çıkarlarımız devreye giriyor, ödün vermeye başlıyoruz inandığımız, benimsediğimiz tüm değerlerden, ufak hesaplar hayatımızın vazgeçilmez parçaları oluyor. Yalanlar söylüyoruz, kendimizi de etrafımızdakileri kandırdığımız gibi kandırıyoruz veya öyle yaptığımızı sanıyoruz...Yıllar böylece geçerken mutlu olduğumuzu zannediyoruz,“-mış” gibi yaşamak kolay görünüyor, herkes yansıttığımız gibi olduğumuzu düşünürken, biz de herkesin yansıttıkları gibi olduklarını düşünüyoruz. Böylece koskoca bir yalan dolan sarmalına kapılıyoruz. Herkes aldanıyor, aldatıyor...

Kimileriyse, bildikleri yolda ilerliyorlar. Nasıl başladılarsa o şekilde. Aşkla, tutkuyla bağlı oldukları şekilde. Hiç ödün vermeden. Herşeyi ama herşeyi göze alarak, ölümü bile...Kolay olmuyor tabii ki, uyumsuz algılanıyorlar, yalnız kalıyorlar, dışlanıyorlar, horlanıyorlar, kıskanılıyorlar. Kapılar yüzlerine kapanıyor, ayaklarına çelmeler takılıyor, sırtlarından vurmak, parlamalarına engel olmak amacıyla çamurlarla sıvamak için fırsat kollayanlar oluyor çevrelerinde. Ama onlar hiç yılmıyorlar, yollarından hiç şaşmıyorlar, başları dik ilerliyorlar, bir an bile tereddüt etmeksizin...

Sonunda ne oluyor? Kim kazanıyor? Gerçekten kazanan veya kaybeden var mı? Varsa da önemli mi?...

İşte bunları anlatıyor kitap, ustaca seçtiği karakterler ve özenle kurguladığı senaryosuyla.

Kesinlikle okumaya değer...

Acaba hangimiz ne kadar cesur olabiliyoruz hayatta?