Yeşim Türköz'ün bu kitabını bir dostum hediye etti. Bana da okuduktan sonra kitap hakkında görüşlerimi paylaşmak düştü.
Kitap psikodramanın "Büyü Dükkanı- Magic Shop" tekniğinden esinlenerek kurgulanmış. Yani bir büyü dükkanı var ve siz oradan ne isterseniz alabiliyorsunuz. Şans, mutluluk, geçmiş yaşamı geri almak, şöhret... Her ne isterseniz gidip alabiliyorsunuz. Ancak dünya kuralı orada da geçerli. Her aldığınızın bir bedeli var ve onu ödemeniz gerekiyor. Bu para değil ama. Büyü dükkanın sahibi sizinle istediğiniz karşında pazarlık ediyor. Örneğin tekrar yaşamayı istediyseniz tüm anılarınızı, hafızanızı istiyor sizden. Hırs istediyseniz, huzurunuzu istiyor.
İnsanlar istediklerini elde etmek için bu pazarlığın sonucuna razı geliyorlar mı dersiniz. İşte bunu öğrenmek için okumanız gerekiyor...
Kitabın arka sayfasında şöyle bir tanım var, aslında tüm bu yazdıklarımı kısaca özetliyor.
"Hayatta en çok istediğiniz şey, hayattan alabileceğiniz en iyi şey midir?"
Bu kitabı okuduktan sonra "Being Erica" diye bir dizinin ilk sezonunu seyretme şansım oldu. Bu dizide de 32 yaşındaki bir kadın hayatını sorguluyor ve geçmişe dönerek pişman olduğu şeyleri düzeltmeye çalışıyor. Bu uğraşı içinde anlıyor ki her şey kendisi ile ilgili. Aslında tüm bu terapi boyunca kendisini anlıyor ve artık yersiz pişmanlıklar yaşamıyor...
USPAYI - Küp Küp Zeka
Bilginin peşinden koşanlar için...
Onun arabası var güzel mi? Bastı mı gaza gider mi?
Dr. Osman Ata ATAÇ / İŞLETMECİLİK VE DIŞ TİCARET SOHBETLERİ
Dünya gazetesi 1 Haziran 2011 tarihli yayınından alıntıdır.
Bu yazıda geçen yazımda bahsettiğim yönetici ve yönetilen ayırımına değineceğim. Eğer bana "Son yıllarda işletmecilik konusundaki en önemli gelişme nedir?" diye sorarsanız size "Yöneten ile yönetilenin, işletmecilik ile işletmenin ayırımıdır" diye cevap veriririm. Bu ayırımın iyi anlaşılması sizlerin işletmecilik konusundaki düşünce ve uygulamalarınızı kökten değiştirecek önemdedir. Sohbetlerimizin yirmincisi olan bu yazıda işleyeceğimiz işletmecilik ile işletmenin ayırımı kavramı şimdiye kadar tartıştıklarımız arasında en temel olanıdır.
Bu ayırımı anlıyabilmek için şöför ve arabasından başlıyalım. Sürücü ile arabayı ayrı ayrı anlatması kolay. Kime sorsan eğri doğru yapar. Araba denilen araç kaporta, motor, direksiyon aksamı, tekerlek falan filan sıralanır. Çok istiyorsanız yüzlerce parçayı vida vida, somun somun sıralarsınız. Bunlar belli bir işi hep birlikte yapmak için bir araya gelmişlerdir. Her biri bir başka iş yapar. Hiçbiri bir diğerinin işine burnunu sokmaz, ayağına dolaşmaz. Aksi olursa araba hemen sinyal verir. Hepsi üç aşağı beş yukarı standart parçalardır. Tanımları vardır. Ne iş yaptıkları açıktır. Araba insan ve yükü bir yerden bir yere götürmek için tasarlanan bir makinadır. O nedenle iyi çalışan şeylere makina gibi derler. Arabanın hem parçalarını, hem de nasıl çalıştığını anlatabilirsiniz. Hem parça parça tanımlıyabilirsiniz hem de her parçanın işleyişini ayrı ayrı inceleyebilirsiniz. Motor, piston, fren, falan, filan teker teker tanımlarsınız. Her biri araba çalışırken ne iş yapıyor, anlatır irdelersiniz. Biri bozulunca hepsi bozulmaz. Bozulan parçayı çıkarır atar yerine aynısını bulabilirsiniz...
Devamını okumak için lütfen tıklayınız
Dünya gazetesi 1 Haziran 2011 tarihli yayınından alıntıdır.
Bu yazıda geçen yazımda bahsettiğim yönetici ve yönetilen ayırımına değineceğim. Eğer bana "Son yıllarda işletmecilik konusundaki en önemli gelişme nedir?" diye sorarsanız size "Yöneten ile yönetilenin, işletmecilik ile işletmenin ayırımıdır" diye cevap veriririm. Bu ayırımın iyi anlaşılması sizlerin işletmecilik konusundaki düşünce ve uygulamalarınızı kökten değiştirecek önemdedir. Sohbetlerimizin yirmincisi olan bu yazıda işleyeceğimiz işletmecilik ile işletmenin ayırımı kavramı şimdiye kadar tartıştıklarımız arasında en temel olanıdır.
Bu ayırımı anlıyabilmek için şöför ve arabasından başlıyalım. Sürücü ile arabayı ayrı ayrı anlatması kolay. Kime sorsan eğri doğru yapar. Araba denilen araç kaporta, motor, direksiyon aksamı, tekerlek falan filan sıralanır. Çok istiyorsanız yüzlerce parçayı vida vida, somun somun sıralarsınız. Bunlar belli bir işi hep birlikte yapmak için bir araya gelmişlerdir. Her biri bir başka iş yapar. Hiçbiri bir diğerinin işine burnunu sokmaz, ayağına dolaşmaz. Aksi olursa araba hemen sinyal verir. Hepsi üç aşağı beş yukarı standart parçalardır. Tanımları vardır. Ne iş yaptıkları açıktır. Araba insan ve yükü bir yerden bir yere götürmek için tasarlanan bir makinadır. O nedenle iyi çalışan şeylere makina gibi derler. Arabanın hem parçalarını, hem de nasıl çalıştığını anlatabilirsiniz. Hem parça parça tanımlıyabilirsiniz hem de her parçanın işleyişini ayrı ayrı inceleyebilirsiniz. Motor, piston, fren, falan, filan teker teker tanımlarsınız. Her biri araba çalışırken ne iş yapıyor, anlatır irdelersiniz. Biri bozulunca hepsi bozulmaz. Bozulan parçayı çıkarır atar yerine aynısını bulabilirsiniz...
Devamını okumak için lütfen tıklayınız
Genevieve Bell, Intel anthropologist - 10 visions of the future
Genevieve Bell, Intel anthropologist - 10 visions of the future

As a follow-up to the previous post, Intel’s user experience discourse is further elaborated on by Genevieve Bell, Intel Fellow and the company’s Director of Interaction and Experience Research.
Bell’s main job is to look at what motivates people, and in turn understand how they think, so that ultimately Intel can work towards creating better products. If you’re wondering why that should be important to a company that makes processors rather than actual consumer devices like smartphones or tablets, don’t. Bell’s response is simple.

As a follow-up to the previous post, Intel’s user experience discourse is further elaborated on by Genevieve Bell, Intel Fellow and the company’s Director of Interaction and Experience Research.
Bell’s main job is to look at what motivates people, and in turn understand how they think, so that ultimately Intel can work towards creating better products. If you’re wondering why that should be important to a company that makes processors rather than actual consumer devices like smartphones or tablets, don’t. Bell’s response is simple.
“If you can make an engineer understand why a processor needs to work without a fan, not because of a power need, but because of a social one, then you can make them create devices that fit into our lives better.”
Here are Bell’s ten predictions:
1. The Internet will get more feral
2. Next-gen interfaces will become old hat
3. We will still be social but the way we use the networks will change
4. We will “sledge” each other…
5. There will be stubborn artefacts
6. We will be bored together
7. We will have a lot of stuff
8. We will manage our connectivity, we will manage our disconnectivity
9. We have to maintain the network
10. We will develop new anxieties
Nine Things Successful People Do Differently
Nine Things Successful People Do Differently
Harvard Business Review'den güzel bir blog yazısı. Vakit olunca Türkçeye çevirip burada yayınlarım
Harvard Business Review'den güzel bir blog yazısı. Vakit olunca Türkçeye çevirip burada yayınlarım
The 50 New Rules of Work
The 50 New Rules of Work
By Robin Sharma, author of the #1 bestseller "The Leader Who Had No Title"
The global economy is in a state of acute disruption. Competition has never been more fierce. Consumers have never been so well-informed and loudly demanding. And what worked yesterday just might be obsolete today.
But this time is also a great time, for the astonishing few who are ready to show leadership. Leaders are at their absolute best during messy cycles versus during the easy ones. And messy cycles bring with them gorgeous opportunities.
As I sit quietly on this airplane at 40,000 feet, away from the rallying cries of a wired world filled with endless interruptions, I've distilled what I've been sharing in my presentations to clients across the planet over the past months, from Kuwait and Dubai to Paris, London and Dusseldorf.
Here are 50 powerful rules to amp up your game so this business cycle is one of your best business cycles yet.
The 50 New Rules of Work
Click below to read the remaining 35 rules and share them with your team: http://www.robinsharma.com/ blog/03/the-50-new-rules-of- work
By Robin Sharma, author of the #1 bestseller "The Leader Who Had No Title"
The global economy is in a state of acute disruption. Competition has never been more fierce. Consumers have never been so well-informed and loudly demanding. And what worked yesterday just might be obsolete today.But this time is also a great time, for the astonishing few who are ready to show leadership. Leaders are at their absolute best during messy cycles versus during the easy ones. And messy cycles bring with them gorgeous opportunities.
As I sit quietly on this airplane at 40,000 feet, away from the rallying cries of a wired world filled with endless interruptions, I've distilled what I've been sharing in my presentations to clients across the planet over the past months, from Kuwait and Dubai to Paris, London and Dusseldorf.
Here are 50 powerful rules to amp up your game so this business cycle is one of your best business cycles yet.
The 50 New Rules of Work
1. You are not just paid to work. You are paid to be uncomfortable - and to pursue projects that scare you.
2. Take care of your relationships and the money will take care of itself.
3. Lead you first. You can't help others reach for their highest potential until you're in the process of reaching for yours.
4. To double your income, triple your rate of learning.
5. While victims condemn change, leaders grow inspired by change.
6. Small daily improvements over time create stunning results.
7. Surround yourself with people courageous enough to speak truthfully about what's best for your organization and the customers you serve.
8. Don't fall in love with your press releases.
9. Every moment in front of a customer is a moment of truth (to either show you live by the values you profess - or you don't).
10. Copying what your competition is doing just leads to being second best.
11. Become obsessed with the user experience such that every touch-point of doing business with you leaves people speechless. No, breathless.
12. If you're in business, you're in show business. The moment you get to work, you're on stage. Give us the performance of your life.
13. Be a Master of Your Craft. And practice+practice+practice.
14. Get fit like Madonna.
15. Read magazines you don't usually read. Talk to people who you don't usually speak to. Go to places you don't commonly visit. Disrupt your thinking so it stays fresh+hungry+brilliant.
Kitap Özeti - İş İşten Geçti (J.Paul Sartre)
KİTAPSAL
İş İşten Geçti – J.P.Sartre
Yaklaşık 80 sayfa olan kitap tiyatro sahneleri gibi kısımlara ayrılmış.İlk okuduğum Sarte kitabı olması hasebiyle heyecanla okumaya başladığım bu kitap 10-15 sayfa sonra Sarte’nin özgün tarzını hissettirdi.Kitap hem biçem hem de konu olarak özgünlüğün zirvesinde.Roman yazı türü olarak olayın sahneler halinde anlatılması ve yazarın hiçbir etkide bulunmayışı kişilerin kendi karakterlerini özgür bir şekilde sergilemesi kitabın uslüp açısından özgünlüğünü göstermeye yeter sanırım. ayrıca kitabın konusu özgünlük açısından değerlendirirken sadece güzel kurgulu bir roman deyip geçmemiz Sarte’a dokunacaktır.Ölüm sonrasını okuyucuya sanki karakterlerin ölmemiş olduğunu zannettirerek yazmak her yiğidin harcı değildir olamaz da.konusuna geçersek pierre adlı bir erkek ve evé adlı bir kadın arasında geçmektedir.Pierre askere karşı isyan etmek istençi taşıyan bir grup muhalifin lideridir.Gruba katılmak isteyen bir genç-pierre bu gencin muhbir olduğunu düşünmektedir- onu gruba almadığı gerekçesi ile pierreyi öldürür.evé ise kızkardeşine göz koyan kocası tarafından zehirlenir.bu iki insan yine aynı paris te ölülerin yaşadığı bir yerde karşılaşırlar ve birbirlerine aşık olurlarr.ölüler yasasının 130. maddesine göre aşıklara 24 saat dünyaya dönme izni verilmektedir.eğer bu 24 saat içerinde aşklarını tam anlamıyla ifade eden bir cinsel ilişki yaşarlarsa dünyada yaşamalarına izin verilmektedir.ama geri dönen aşıklar pierrenin arkadaşlarını yalnız bırakamaması dolayısı ile bir cinsel ilişki yaşayamazlar ondan dolayı da ölüler dünyasına geri dönerler.Ve yeni ölmüş iki genç gelip onlara 130. madde diye bir şey olup olmadıklarını sorduklarında evet cevabını hüzünlü bir şekilde verirler işte bu sahnede kitap biter.
İnsan Kaynaklarında Yeni Trend: IK 3.0
Yazının orjinal adresi: http://fistikyesili.com/2011/02/07/insan-kaynaklarinda-yeni-trend-ik-3-0/
1990′lı yılların sonlarına kadar iş arayanların en çok tercih ettiği yöntem elden CV bırakmaktı. İş başvurusu yapılmak istenen şirkete şahsen gidilip CV’ler o zamanki genel adıyla Personel Müdürlüğü’ne elden teslim edilirdi. Çoğunlukla kullanılan bir diğer yöntem de faks ile özgeçmiş gönderimi idi. 2000 yılından itibaren ise işe alım ve başvuru süreçlerinde yeni bir döneme girildi. Hızla gelişen ve yaygınlaşan internet erişimi sayesinde www.kariyer.net’in başını çektiği insan kaynakları siteleri açılmaya başlandı.
Bu yeni dönemde işe yerleştirme süreçleri kolaylaştı, hızlandı ve çok daha verimli hale geldi. Yine bu dönemde birçok şirket de kurumsal internet adreslerinde CV toplama ve değerlendirme yapmaya başladılar. Günümüzde de insan kaynakları ve kurumsal web siteleri iş arayanların,işverenlerin ve IK danışmanlık şirketlerinin en çok başvurdukları platform durumunda.
Özellikle 2010 yılından itibaren benim adına IK 3.0 adını verdiğim yeni bir döneme girdiğimizi düşünüyorum. IK 3.0′ın ne olduğunu anlatmadan önce müsadenizle 2000 yıllarda hayatımıza giren sosyal medya servislerinin en populerlerine göz atalım.
1999 blogging: halka açık günlük tutmak. Eskiden size özeldi artık genel.
2003 linkedin : genellikle iş ilişkisi içinde bulunduğumuz insanlardan oluşan iş ağı olarak özetleyebileceğimiz site.
2004 facebook : O artık bir fenomen. Market değerinin 50 milyar dolar olduğu söyleniyor.
2006 twitter: çevrimiçi insanların son göz ağrısı. son dakika haberlerini en çabuk öğrenebileceğiniz sürekli gelişen, değişen, mahremiyetin kurallarını yeniden yazan zıpır platform.
Bunlara ek olarak youtube gibi video paylaşım siteleri, flickr gibi resim paylaşım siteleri, foursquare gibi konum bazlı servisler ve daha neler neler var. Sıkı internet kullanıcıları arasında bu servislerin bir çoğunu aktif olarak kullanan birçok tüketici mevcut. Bu profildeki kullanıcılar aktif olarak düşündüklerini, gördüklerini, öğrendiklerini, resimlerini, konumlarını, videolarını paylaşıyorlar. Aslında uçsuz bucaksız internet dünyasına eğitimleri, iş tecrübeleri, fikirleri, yaşam tarzları, zevkleri, hayata bakış açıları veya karakterleri ile imza atıyorlar.
Son yılların populer kavramı yakınsama, 3 genç girişimciyi tetikledi ve yukarıda sıraladığım servis profillerini bir araya getiren about.me ortaya çıktı. about.me, 20 Aralık 2010′daki lansmanından sadece 4 gün sonra AOL (amerika online) tarafından satın alındı. IK 3.0 olarak ifade ettiğim yeni IK trendinin dayanağı da işte bu parlak fikir. about.me sitesindeki tek bir profil üzerinden bir insanın mevcut tüm sosyal medya hesaplarına ulaşmak mümkün.
İşe alım konusunda uzman değilim ancak işverenlerin iş görüşmesi yaptıkları adayla ilgili eğitimi ve iş tecrübesinin yanında karakter özellikleri, yaşam tarzı, değerleri ve bunun gibi birkaç sayfalık bir özgeçmişten öğrenemeyecekleri verilere de önem verdiklerine eminim. İşte aslında sosyal medya profillerindeki güncelleme, paylaşım ve iletişim adayın bu özellikleri hakkında kapsamlı veri sağlıyor. Diğer bir ifade ile sadece özgeçmişine veya mulakattaki performansına göre edinebilecek izlenimin çok daha zengin, objektif ve gerçekçi olanını sosyal medyadaki tarihçesine göz atarak anlayabilmek mümkün.
Tabiatıyla günümüzde linkedin, facebook, twitter gibi servisleri kullanmayan, blog yazmayan çoğunluk bir kitle var. Ama bundan çok değil 10 sene sonra işe yerleştirme için kullanılacak enstrümanın sadece bir internet adresinden ibaret olacağını düşünüyorum.
Soru: Özgeçmişini gönderir misin?
Cevap: http://about.me/uboynudelik
Yazan: Uygar Boynudelik
Şehir: İstanbul
1990′lı yılların sonlarına kadar iş arayanların en çok tercih ettiği yöntem elden CV bırakmaktı. İş başvurusu yapılmak istenen şirkete şahsen gidilip CV’ler o zamanki genel adıyla Personel Müdürlüğü’ne elden teslim edilirdi. Çoğunlukla kullanılan bir diğer yöntem de faks ile özgeçmiş gönderimi idi. 2000 yılından itibaren ise işe alım ve başvuru süreçlerinde yeni bir döneme girildi. Hızla gelişen ve yaygınlaşan internet erişimi sayesinde www.kariyer.net’in başını çektiği insan kaynakları siteleri açılmaya başlandı.
Bu yeni dönemde işe yerleştirme süreçleri kolaylaştı, hızlandı ve çok daha verimli hale geldi. Yine bu dönemde birçok şirket de kurumsal internet adreslerinde CV toplama ve değerlendirme yapmaya başladılar. Günümüzde de insan kaynakları ve kurumsal web siteleri iş arayanların,işverenlerin ve IK danışmanlık şirketlerinin en çok başvurdukları platform durumunda.
Özellikle 2010 yılından itibaren benim adına IK 3.0 adını verdiğim yeni bir döneme girdiğimizi düşünüyorum. IK 3.0′ın ne olduğunu anlatmadan önce müsadenizle 2000 yıllarda hayatımıza giren sosyal medya servislerinin en populerlerine göz atalım.
1999 blogging: halka açık günlük tutmak. Eskiden size özeldi artık genel.
2003 linkedin : genellikle iş ilişkisi içinde bulunduğumuz insanlardan oluşan iş ağı olarak özetleyebileceğimiz site.
2004 facebook : O artık bir fenomen. Market değerinin 50 milyar dolar olduğu söyleniyor.
2006 twitter: çevrimiçi insanların son göz ağrısı. son dakika haberlerini en çabuk öğrenebileceğiniz sürekli gelişen, değişen, mahremiyetin kurallarını yeniden yazan zıpır platform.
Bunlara ek olarak youtube gibi video paylaşım siteleri, flickr gibi resim paylaşım siteleri, foursquare gibi konum bazlı servisler ve daha neler neler var. Sıkı internet kullanıcıları arasında bu servislerin bir çoğunu aktif olarak kullanan birçok tüketici mevcut. Bu profildeki kullanıcılar aktif olarak düşündüklerini, gördüklerini, öğrendiklerini, resimlerini, konumlarını, videolarını paylaşıyorlar. Aslında uçsuz bucaksız internet dünyasına eğitimleri, iş tecrübeleri, fikirleri, yaşam tarzları, zevkleri, hayata bakış açıları veya karakterleri ile imza atıyorlar.
Son yılların populer kavramı yakınsama, 3 genç girişimciyi tetikledi ve yukarıda sıraladığım servis profillerini bir araya getiren about.me ortaya çıktı. about.me, 20 Aralık 2010′daki lansmanından sadece 4 gün sonra AOL (amerika online) tarafından satın alındı. IK 3.0 olarak ifade ettiğim yeni IK trendinin dayanağı da işte bu parlak fikir. about.me sitesindeki tek bir profil üzerinden bir insanın mevcut tüm sosyal medya hesaplarına ulaşmak mümkün.
İşe alım konusunda uzman değilim ancak işverenlerin iş görüşmesi yaptıkları adayla ilgili eğitimi ve iş tecrübesinin yanında karakter özellikleri, yaşam tarzı, değerleri ve bunun gibi birkaç sayfalık bir özgeçmişten öğrenemeyecekleri verilere de önem verdiklerine eminim. İşte aslında sosyal medya profillerindeki güncelleme, paylaşım ve iletişim adayın bu özellikleri hakkında kapsamlı veri sağlıyor. Diğer bir ifade ile sadece özgeçmişine veya mulakattaki performansına göre edinebilecek izlenimin çok daha zengin, objektif ve gerçekçi olanını sosyal medyadaki tarihçesine göz atarak anlayabilmek mümkün.
Tabiatıyla günümüzde linkedin, facebook, twitter gibi servisleri kullanmayan, blog yazmayan çoğunluk bir kitle var. Ama bundan çok değil 10 sene sonra işe yerleştirme için kullanılacak enstrümanın sadece bir internet adresinden ibaret olacağını düşünüyorum.
Soru: Özgeçmişini gönderir misin?
Cevap: http://about.me/uboynudelik
Yazan: Uygar Boynudelik
Şehir: İstanbul
Kaydol:
Kayıtlar (Atom)
